
TAMAMLANMAMIŞLIĞIN TOPLUMU
“Maddi Güç Gösterilerinin ve Büyük Meşguliyetlerin Ardında Kapanış Yapamayan Modern Birey"
Psikolojide Zeigarnik Etkisi olarak bilinen bir kavram vardır. Bu kurama göre insan zihni tamamlanmış olaylardan çok, yarım kalmış olanları hatırlar. Sonuçlanmayan bir mesele, cevapsız kalan bir soru ya da kapanmayan bir ilişki zihinde yaşamaya devam eder. Hafıza çoğu zaman yaşanmış olana değil, tamamlanmamış olana tutunur. Bu durum ilk bakışta bireysel bir psikoloji meselesi gibi görünür. Oysa biraz daha yakından bakıldığında, modern toplumun kendisinin de giderek bir tamamlanmamışlık toplumu hâline geldiği görülür. Bugün insanların yaşadığı yorgunluğu yalnızca ekonomik sorunlarla, çalışma temposuyla ya da bireysel kaygılarla açıklamak yeterli değildir. Çünkü çağımızın temel meselelerinden biri, hayatın hemen her alanında belirsizliğin normalleşmiş olmasıdır.
Bir zamanlar insanlar daha mutlu olduğu için değil, hayat daha belirgin sınırlar taşıdığı için birçok şeyi sonlandırabiliyordu. Bir ilişkinin adı vardı. Bir mesleğin belirli bir yolu vardı. İnsan hangi çevreye ait olduğunu, hangi toplumsal rolü üstlendiğini daha net biliyordu.
Modern hayat ise bireye çok sayıda seçenek sunarken aynı zamanda bu netlikleri aşındırdı.
Bugün insanlar yalnızca iş değiştirmiyor. Şehir değiştiriyor, ülke değiştiriyor, çevre değiştiriyor, kimliklerini yeniden kuruyor. Birçok kişi aynı hayat içerisinde birkaç kez yeniden başlıyor. Bu durum özgürleştirici olduğu kadar yorucu da. Çünkü insan zihni değişime uyum sağlayabilir. Fakat sürekli açık bırakılmış dosyalarla yaşamakta zorlanır.
İş hayatı bunun en görünür örneklerinden biridir. Çalışanlar artık yalnızca emeklerini değil, geleceklerini de pazarlıyor. Geçici sözleşmeler, belirsiz kariyer planları ve sürekli değişen iş koşulları, insanları yalnızca ekonomik olarak değil, psikolojik olarak da askıda bırakıyor. Birçok kişi bulunduğu yerde kalmak istemiyor ama nereye ait olduğunu da tam olarak bilemiyor. Benzer bir durum göç deneyiminde de karşımıza çıkıyor. Göçmenler yalnızca ülkelerini terk etmezler. Bir mahallenin hafızasını, bir dilin gündelik sıcaklığını, alıştıkları sosyal çevreyi ve çoğu zaman geçmişteki statülerini de geride bırakırlar. Yeni bir hayat kurmaya çalışırken eski hayat tamamen sona ermez. İnsan kendisini iki dünya arasında bulur. Bir yere ait olmaya çalışırken diğer yerden de bütünüyle kopamaz. Bu nedenle göç, yalnızca coğrafi bir hareketlilik değil, aynı zamanda tamamlanmamışlık deneyimidir. Dijital çağ bu süreci daha da görünür hâle getirdi. Sosyal medya ve iletişim teknolojileri insanları birbirine yaklaştırırken aynı zamanda yeni belirsizlik biçimleri üretti. İnsanlar artık birbirlerinden tamamen kopmuyorlar. Ancak tam anlamıyla birlikte de olmuyorlar. Eski arkadaşlar, eski ilişkiler, eski hayatlar birkaç ekran uzağımızda yaşamaya devam ediyor.
Hayatımızdan çıkan insanlar bile dijital hafızanın içinde varlığını sürdürüyor.
Belki de bu nedenle modern insan geçmişi unutmakta değil, geçmişten ayrışmakta zorlanıyor. Toplumsal ilişkilerde de benzer bir tablo görüyoruz. Artık birçok şey kesin biçimde sona ermiyor. Dostluklar sessizce dağılıyor. İlişkiler belirsizlik içinde askıda kalıyor. Kurumlarla insanlar arasındaki bağlar zayıflıyor. Toplum, kesin kararlar alan bireylerden çok, ihtimaller arasında yaşayan bireyler üretiyor. Tam da bu noktada Zeigarnik Etkisi yalnızca psikolojik bir kavram olmaktan çıkıyor ve sosyolojik bir anlam kazanıyor.
Çünkü sorun insanların neden yarım kalmış şeyleri unutamadığı değildir. Asıl mesele, modern toplumun neden bu kadar çok yarım kalmış hikâye üretmeye başladığıdır. Belki de çağımızın en belirgin özelliği budur. İnsanlar büyük yoksunluklar içinde yaşamıyor olabilir. Fakat sürekli ertelenen kararlar, belirsiz ilişkiler, askıda kalan aidiyetler ve tamamlanamayan hayat planları içinde yaşıyorlar. Modern toplum bireye geçmiş dönemlerin hayal bile edemeyeceği kadar çok seçenek sundu. Ancak aynı zamanda kapanış yapabilme becerisini de zayıflattı. Bugün birçok insanın taşıdığı görünmez yük, yaşadığı acılardan çok tamamlayamadığı süreçlerden oluşuyor. Bu nedenle çağımızın temel duygusunu yalnızlıkla açıklamak eksik kalır. Belki de içinde yaşadığımız dönemi en iyi anlatan kelime yalnızlık değil, tamamlanmamışlıktır.
