
TAKIYA TAKILANLAR
Rüstem efendi düğün davetiyesi geldiği günden itibaren takı hazırlığına başladı. Bazı alışverişleri, başka borçları erteledi takıyı denkleştirmeye çalıştı. Düğün deyip geçmemek lazım, onlar bizim oğlanın düğününe geldiler, takılarını taktı, şimdi sıra bizde diyerek maaşı geldiğinde ilk iş düğünün takı parası olan dört yüz lirayı denkleştirip bir kenara koydu. Günü geldiğinde hanımıyla iki dirhem bir çekirdek giyinip düğün salonuna vardılar. Her zamanki gibi gelin damat teşrif ettiler. Gazozlar içildi, kuru pastalar yendi, oynandı, zıplandıı.. vee gecenin ilerleyen bir vaktinde “takı merasimi başlıyor” anonsu yapıldı. Gelin-damat baş köşede, sol yanında elinde toplu iğne ve çikolata tutan güzel kızlar yerlerini aldılar. İlk olarak damadın anne ve babası ve kardeşleri altın ve paraları takmaya başladılar. Ardından gelinin ana-babası ve en yakınları takılarını taktıktan sonra yerlerine geçtiler. Damadın annesi ve babası hem takılanları gözlemlemek hem de tebrikleri kabul etmek için oğullarının sağ yanında yerlerini aldılar. Uzun kuyruk oluşturan misafirler anons eşliğinde “filancadaan şu altın, falancadaan şu kadar para..” diye duyurarak takıcılar takılarını taktı yerine geçtiler.
Rüstem efendi ve hanımı herkes gibi yerlerinden kalkıp takı sırasına girdiler. Kameraman en yakından kimin ne taktığını çekim yaparken, kaynana ve kayınbaba bakıp ederken Rüstem Efendi kendince iyi bir para olan dört yüz lirayı damat tarafı olarak damada takıp, sarılıp, tokalaşıp, tebrik edip yerlerine geçtiler. Son çifte telliler oynanıp, halaylar tepildikten sonra soğuk bir kış günü Rüstem efendiler eve gitmek için yerlerinden kalktılar. Daha kapıya henüz varmadan damadın babası yanlarına geldi, Rüstem amca uğurlamak için geldi sandı ama yanılmıştı. Damadın babası “kardeşim ben senin oğlana düğününde çeyrek altın takmıştım, sen dört yüz lira taktın, bu eksik üzerini öde bakalım” diye çıkışınca Rüstem Efendi başından aşağı kaynar sular dökülmüş gibi oluyor. Yazık, üzerinde çeyrek altının karşılığına yetecek kadar para olmadığını biliyor. Biraz şaşkın, biraz mahcup “üzerimde o kadar para yok, gidip karttan çekip geleyim” diyerek en yakın para makinesinden parayı çekip geliyor, damadın babasına önceki verdiği dört yüz liradan sonrasını çeyrek altın olacak şekilde ödemesini yapıyor.
Ankara’nın çevresindeki beldelerde son yıllarda adet böyleydi, düğünde takılanlar “ödünç” olarak takılıyor sonrasında geri ödenmesi gerekiyordu. Rüstem efendi evlerine dönerken herkesin içinde yapılan uyarıdan değil de ben bu takı borcumu nasıl unuttum diye düşündükçe utanıp arlanmıştı. Gece eve geldiklerinde sobayı yakıp evi ısıttıktan sonra karısıyla bu konuyu, takıyı nasıl eksik vermişlerin mahcubiyetini tekrar konuştular. Rüstem efendinin eşi “gel bizim oğlanın düğün videosuna bir bakalım” diye teklif etti. Gecenin bir vakti üşenmeden, en az beş yıl önceki düğün kasetini koyup dikkatle o ahbaplarının oğullarına kaç para taktığı sahneyi beklediler ve buldular. Aman Allah’ım, gözlerine inanamadılar, birkaç sefer başa sarıp tekrar baktılar. Ahbaplarının, takı merasiminde oğullarına sadece yüz lira taktığı ayan beyan görünüyordu. Durumdan iyice emin olduktan sonra vakit çok geç olmasına rağmen Rüstem Efendi derhal damadın babası ahbabını telefonla aradı. Ahbap henüz yatmamış, Rüstem “arkadaş biz şimdi bizim oğlanın düğün videosuna baktık, orada ayan- beyan senin bizim oğlana yüz lira taktığın görünüyor, sen yüz lira takmışsın, yüz liranın üzerine benden aldıklarını geri getir bi zaamet..” diyerek geceye noktayı koyuyor. Fazlalık ödemeler Rüstem efendiye aynı gece geri geliyor yani.
Gerçekten yaşanmış fıkra gibi bu takı takıntısı ne ilk ne son oldu maalesef. Maalesef diyorum çünkü yeni evlilere hediye, destek, yardım manasına gelen şirin adetimiz takı olayı amacından gayet saptı, tanınmaz hallere düştü. Düğün biter bitmez takıları elinden alınan, kalbi kırılan yığınla gelin var. Sadece etrafa show yapmak için geline sahte altın takanlarda peydah oldu. Veya sadece resimlerde görünsün için oğlan tarafına ev-araba almanız umurumuzda değil akrabalarımız resimlerde kızımızı bol altınlı görsün için sahte de olsa altın takıverin diyenleri biliyoruz. Takı videolarına bakıp takı dedikodusu yapanlar, “takmamış” diye iftira atanlar, takı yüzünden kalp kıranlar.. sayfalarca yazsam bitmez.
Düğünde takı takmak bir rıza işidir, pek kafaya takmamak lazım. İçinden geldiği gibi, arzu ettiğin kadarını yeni evlenenlere karşılık beklemeden hediye edersin. Onlarda gönül rahatlığıyla istedikleri gibi harcayabilirler, kimsenin karışmaya hakkı yoktur. Düğün sahipleri de davetlilerini mutluluklarını paylaşmak için davet ederler, misafirden az veya çok bir takı beklemek, ummak ayıptır, günahtır. Belki o günde o misafirin durumu elvermiyorsa düğüne gelmesin mi? Düğünler ne kadar beklentisiz, yapılırsa mutluluk o kadar çok olur. Annelerimizin düğünlerinden anlattıklarından biliyorum.
Pembegül Abla
