İNEGÖL KÖFTESİNİN TARİFİNİ VERİRMİSİN

Pembegul Abla

Editor • 4/24/2026

İNEGÖL KÖFTESİNİN TARİFİNİ VERİRMİSİN

İNEGÖL KÖFTESİNİN TARİFİNİ VERİRMİSİN

Dedim, kadın bir havalara girdi, bir kasıldı anlatamam. “Ah canıım..o çok kolay..bizim İnegöl’de ustalar her yerde yapıp satarlar..ay işte şöyle..böyle..” derken lafa başkaları girdi, İnegöl köftesinin tarifi ara yerde karıştı gitti. Daha sonra başka bir yerde başka bir hanımla konuşurken “yav..ben filancaya İnegöl köftesinin tarifini sordum..kadın dereden tepeden su getirdi, tarifi söylemedi” dedim. Sorduğum arkadaş çok gizemli bir şey söyleyecekmiş gibi kulağıma sokuldu “sen bilmezsin, bu İnegöllüler köftelerinin tarifini kesinlikle kimselere vermezler, sır gibi saklarlar..istersen denemek için bir başkasına sor sana başka şeylerden anlatmaya başlarlar tarifi unuttururlar” dedi. Çok şaşırdım, altı üstü kıymadan yapılacak bir köfte yani. Bir İnegöllüye daha köfte tarifi sorunca arkadaşım haklı çıktı, tarifi söylemedi. Neyse, dünyanın sonu değil, İnternete bir baktım, yığınla İnegöl köftesi tarifi vardı, birini seçtim, yaptım oldu. Kıyma, rendelenmiş soğan, soda, karabiber, tuz, ekmek kırıntısı, malzemelerin hepsi bu. Ha bir de bir gün önceden yoğurulup buz dolabında bekletilecek. Anam bunun saklanacak neyi var. Ama tarifi sorduğum arkadaşın “aa..o çok kolay..” kelamı bende hatıra kaldı. Birisi lafa böyle başladığında doğru cevabı alamayacakmışım gibi işkilleniyorum. Yazık bu tarifi vermek istemeyenlerin yüzünden belki de dünyanın dengesi bozulacak. Tatlı işleriyle meşgul olan bir abim işi gücü boşladı buradan taa Mersin’e tatlı tarifi almaya gitti. Dönüşünde bize başına gelenleri anlattı. “Çok merak ettiğim bir tatlının tarifini almak için önceden arayıp bulduğum, anlaştığım bir fabrikaya gittim.  Kazanlar kaynıyor, işçiler çalışıyorken usta, ofisinde bana gram gram tarifi verdi, yazdım. Sonra kazanların arasında dolaşmaya başladım. Derken işçilerden birisi kaynayan kazanın içine demir kürekle beyaz bir toz döktü. Çalışana “o döktüğün toz nedir?” diye sordum. “Bu meslek sırrıdır, söyleyemeyiz” dedi. Melbourne geri döndüğümde aldığım tarifi yaptım, beklediğim sonucu alamadım, emeklerimin hepsi çöpe gitti” dedi. Keşke doğrudan “tarif veremeyiz” deselermiş.     Bu gayet hatıralardan sonra günümüze gelecek olursak beyleri bilmem amma hanımlar dahada tuhaflaştılar. Bilhassa Broadmeadows semtinde oturan hanımların artık kek-kurabiye ile uğraşmadan çokça bulgurdan bol baharatla yapılan çiğ köfteyle misafirlerine ikramlık yaptıklarını gözlemledim, daha sağlıklı diyeymiş.  Güzel hoş da bir tanesi daha “bismillah” tam yerken “memleketteyken bu tarifi ustasından yalvar yakar aldık. Bize bu çiğ köftenin tarifini verirken kimseye tarif vermeyeceğimize dair bizden söz aldı, veremeyiz. Çünkü, bu tadı elde etmek için her baharatını gramla tartıp çok dikkatli karıştırıyoruz, yoğurma süresi falan..bildiğiniz gibi kolay değil” diye uzun uzun anlattı. Tabi bu sırlı köfteyi yiyesim gelmedi. Oysa sadece “ellerine sağlık, ne güzel olmuş” diyecektik. Ama genç hanımlar öyle değiller, açık yüreklilikle “Pembegül abla internette tarifi var malzemeleri atıyoruz mikserde karışıyor, hemen oluyor, çiy köfte yapmak artık çok kolay” diyorlar. Yani tarifler internette. Eskiden köylü kadınlar tülbentlerine yaptıkları tığ işi boncuklu oyalarının kaç zincir, kaç boncuk olacağını herkesten sır gibi sakladıkları huyları meğer yemek tarifleriyle falan hala devam ediyormuş da biz bilmezmişiz. En son bir arkadaşın tarifle ilgili sarfettiği sözlerinden sonra tarifsiz rahatsız olmaya başladım. Ne güzel hanımları çaya çağırmış, davet etmiş, şirin bir sofra kurmuş amenna. Tabaklarımıza birer kurabiye aldık, bulgur gibi kıtır kıtır, çok lezzetliydi. Hep beraber, ellerine sağlık ne güzel olmuş, un kurabiyesi mi..? falan derken hanım gururla kasılıp, gerilip.. kusura bakmayın tarifini size veremem… bu tarifi bana veren abla yapıp sattığı için benden tarifi kimseye vermeyeceğime dair yemin aldı, dedi. Valla kadın olmayan tariflerle imtihanın ne kadar rahatsız edici olduğunu bilemez. Yahu, vermezsen verme dünyanın sonu değil, bizde başka bir şey yaparız olur gider yani. Bu durum tulumba tatlısında da böyle oldu. Onun tarifinde dört veya altı veya daha fazla yumurtaya göre un kullanılması gerekiyor. Yoğurması da baya yorucu. Benim de huyum kurusun tarifler elime geçiyor bir sefer yapıp denedikten sonra abartısız yüzyıllarca canım istemiyor sanki. Bazı enteresan tarifler var ki hayatta bir sefer deneme amaçlı olabiliyor. Bazı tarifler çok bulaşık çıkarıyor, bazıları vakit alıcı. Her tarif herkese uymuyor yani.    Nasrettin hocanın arkadaşı bir gün ciğeri nasıl doğrayıp, baharatlayıp nasıl pişirdiğinden, amanın da nasıl lezzetli olduğundan uzun uzun anlatmış. Nasrettin hocanın ağzı sulanmış, canı çekmiş. Arkadaşına “şu ciğer yemeğinin tarifini bir kağıda yazda bana ver, bende pişireceğim” demiş. Arkadaşı memnuniyetle ciğerin tarifini bir kağıda yazıp Nasrettin hocaya vermiş. Hoca hemen kasaba gidip güzelce ciğerini almış elinde tarif hemen evine pişirmeye gidiyormuş. Sen, tepelerden kocaman bir karga uçmuş gelmiş, hocanın elindeki ciğeri kaptığı gibi uçup gitmiş. Hoca ağzında ciğerle uçan karganın ardından baka kalmış. Elinde ciğer yemeği tarifinin yazılı olduğu kağıdı havaya sallayıp “ey kargaa, sen ciğeri kaptın gidiyorsun amma tarifi bendee” diye bağırmış”.                                Pembegül Abla