Erich Fromm’un Sevgi Anlayışı Üzerine

Nurcan

Editor • 1/1/1

Erich Fromm’un Sevgi Anlayışı Üzerine

Erich Fromm’un Sevgi Anlayışı Üzerine

RUHLAR NEDEN META HÂLİNE GELDİ?Erich Fromm’un Sevgi Anlayışı ÜzerineBazı kitaplar vardır; kapağını kapatırsınız ama içindeki sorular zihninizde yaşamaya devam eder. Bu hafta size düşünce dünyamda derin izler bırakan bir isimden bahsetmek istiyorum: Erich Fromm.İkinci üniversiteme geçiş yaptığım dönemde, intibak işlemleri için bölüm hocamla ilk kez tanışmıştım. Kısa sohbetimizin ardından bir süre sessizce beni dinledi. Sonra gülümseyerek şöyle dedi:“Bak kızım, seni Erich Fromm ile tanıştıracağım. Sanırım siz aynı soruların peşinden gidiyorsunuz.”O gün bu cümlenin yalnızca bir kitap tavsiyesi olmadığını, insan ilişkilerini, yalnızlığı ve modern hayatın görünmeyen gerilimlerini anlamaya çalışırken çok daha iyi kavrayacaktım. Yıllar sonra Fromm’un kitaplarına derinlemesine döndüğümde, hocamın neden özellikle bu ismi işaret ettiğini anladım.Çünkü onun sorduğu sorular, aslında benim de uzun zamandır peşinden gittiğim sorulardı:Neden kalabalıklar içinde yalnız hissediyoruz?Neden sevilmek istiyoruz ama sevmekte zorlanıyoruz?Neden ilişkiler kuruyoruz ama bağ kuramıyoruz?Ve belki de en önemlisi; sevgi gerçekten nedir?Bugün sevgi denildiğinde çoğumuzun aklına romantik duygular, anlık heyecanlar ve güçlü hisler geliyor. Oysa Erich Fromm için sevgi, bir duygu olmaktan çok daha fazlasıdır. Ona göre sevgi bir beceri, bir disiplin, bir emek ve bir sorumluluk biçimidir. Fromm’un en önemli eleştirilerinden biri şudur: İnsanlar sevmeyi öğrenmeye çalışmak yerine sevilmeye çalışırlar. Daha çekici görünmeye, daha başarılı olmaya ve daha fazla beğenilmeye odaklanırlar. Ancak sevmenin ne olduğu üzerine yeterince düşünmezler. Belki de bu yüzden modern insan sevgiyi bir karşılaşma olarak değil, bir ihtiyaç giderme biçimi olarak yaşamaya başlamıştır. Fromm’un verdiği meşhur örnek bunu oldukça yalın biçimde açıklar. Bir insan bir çiçeği sevdiğini söylüyorsa ama onu sulamıyorsa, o çiçeği gerçekten sevdiğini söyleyemeyiz. Çünkü sevgi yalnızca sözlerden ibaret değildir; ilgi ister, bakım ister, sorumluluk ister.Emek verilmeden sürdürülebilen hiçbir sevgi yoktur. Tam da bu noktada Fromm sevginin özünü şu cümleyle açıklar:“Sevgi, bir insanın yaşamına ve gelişimine duyulan etkin ilgidir.”Bu cümle, insan ilişkilerinin tamamını açıklayan güçlü bir tanımdır. Karşımızdakini anlamaya çalışmıyor, onun yaşam mücadelesine ilgi duymuyor ve onu yalnızca kendi ihtiyaçlarımızın bir uzantısı olarak görüyorsak, orada sevgiden çok sahip olma arzusu vardır. Çünkü sevgi; kullanmak değil tanımaktır, yönetmek değil anlamaktır, sahip olmak değil saygı duymaktır. Başarılı olmak için yıllarca eğitim alıyor, meslek ediniyor, teknoloji veya yabancı dil öğreniyoruz. Fakat sevmenin de öğrenilmesi gereken bir sanat olduğunu çoğu zaman unutuyoruz. Modern toplum bize üretmeyi, rekabet etmeyi ve kazanmayı öğretiyor; daha görünür olmayı ve daha hızlı yükselmeyi teşvik ediyor. Ancak bakım vermeyi, duygusal sorumluluk almayı ve bir ilişkiyi sürdürebilmenin sabrını öğretmiyor. Bu nedenle insanlar kariyerlerini mükemmel yönetebilirken ilişkilerini yönetemiyor, kendilerini geliştirirken bağlarını derinleştirmekte zorlanıyor. Belki de tam bu noktada yazının başlığındaki o can alıcı soruya geliyoruz: Ruhlar neden meta hâline geldi?Çünkü tüketim kültürünün mantığı yalnızca mağaza vitrinlerinde kalmadı; insan ilişkilerinin içine de yerleşti. İnsanlar artık birbirlerini tanımaya değil, değerlendirmeye; anlamaya değil, sınıflandırmaya yöneliyor. Karşımızdaki insanın hikâyesini merak etmekten çok, bize ne katacağını hesaplıyoruz. Böylece ilişkiler bir karşılaşmadan çok bir alışverişe benzemeye başlıyor.İnsanlar birbirlerini tanımaktan çok değerlendirmeye, anlamaktan çok tüketmeye yöneliyor. Bu nedenle dostluklar kolay kuruluyor ama zor derinleşiyor. İlişkiler hızlı başlıyor ama aynı hızla tükeniyor. Çünkü modern insan çoğu zaman karşısındaki kişiyi bir özne olarak görmekten çok, kendi ihtiyaçlarını karşılayacak bir nesneye dönüştürüyor.Bugün sosyal medya çağında yaşıyoruz. Birbirimize ulaşmak hiç olmadığı kadar kolay, ancak birbirimizi anlamak belki de hiç olmadığı kadar zor. İletişim araçlarımız arttı ama bağlarımız güçlenmedi. Konuşmalarımız çoğaldı ama birbirimizi dinlemeyi unuttuk. Belki de çağımızın en büyük yalnızlığı sevgisizlik değildir. Asıl yalnızlık, insanın insanı bir özne olarak görmekten vazgeçmesidir. Çünkü bir insanı sevmek, ondan yararlanmak değil; onun varlığını kendi başına değerli görebilmektir. Erich Fromm’un düşünceleri bugün hâlâ güncelliğini koruyor. Çünkü o bize sevginin romantik bir heyecandan ibaret olmadığını, emek vermeyi, sorumluluk almayı ve gerçekten görmeyi gerektirdiğini hatırlatıyor.Belki de çağımızın en büyük ihtiyacı daha fazla ilişki kurmak değil, yeniden sevmeyi öğrenmektir. Ve belki de insanı olgunlaştıran şey, sevilmekten çok sevebilmektir.