27 January 2026 Tuesday
Federal Milletvekili Peter Khalil ile Röportaj – Mustafa YILMAZ ve Dilan BEKTAŞ
16 yaş altına sosyal medya erişiminin yasaklanmasıyla ilgili çok fazla tartışma var. Bir baba olarak sizin kişisel görüşünüz nedir?
Bu adımı çok destekliyorum. Bu kararı almamızın nedeni, 16 yaş altı çocuklara gerçek dünyada bağlantı kurmaları, dayanıklılık geliştirmeleri için zaman ve alan tanımak. Çünkü onlar hâlâ gelişim çağındalar. Kanıtlar, sosyal medyaya maruz kalmanın ve aşırı ekran süresinin, özellikle gelişim yıllarında, olumsuz etkileri olduğunu gösteriyor.
Sosyal medyanın faydaları da var elbette, ancak bu yaşlarda çocukların gerçek dünyada etkileşim kurmaları çok önemli. Bir nesil zaten sosyal medyanın en kötü yönlerine maruz kaldı. Hükümetin bu konuda düzenleme yapmasının zamanı çoktan geldi. Çocukların spor yapmasını, arkadaş edinmesini, yüz yüze iletişim kurmasını, daha dolu ve sağlıklı yaşamlar sürmesini istiyoruz.
Ebeveynlerin çocuklarının ekran süresini düzenlemede rolü ne olmalı? Bu konuda hükümet politikasıyla denge nasıl sağlanmalı?
En önemli rol ebeveynlerde. Her şey ailede başlıyor — bunda hiçbir şüphe yok. Biz kendi çocuklarımız için hafta içi ekran süresini sınırlıyoruz, ödevlerini yaptıklarından, spor yaptıklarından ve arkadaşlarıyla vakit geçirdiklerinden emin oluyoruz. Hafta sonları ise biraz daha fazla ekran süresi olabiliyor.
Her şey ölçüyle ilgili — herhangi bir şeyin fazlası da zararlı, azı da yetersiz. Ebeveynlerin bu dengeyi bulması gerekiyor. Ama bu zor, çünkü çocuklar her zaman daha fazla ekran süresi istiyor. Bu uygulamalar anlık tatmin, dopamin etkisi sağlıyor ve bağımlılık yapıyor.
Bazen çocukların canının sıkılması gerekir! Yaratıcılık ve hayal gücü o zaman gelişir. Doktorlar ve göz uzmanları da aşırı ekran süresinin göz yorgunluğu ve görme sorunlarına neden olduğunu belirtiyor.
Bu yüzden hükümetin sosyal medya erişimini sınırlama kararı, ebeveynlerin bu konuyu yönetmesine yardımcı olurken sosyal medya şirketlerini de sorumlu tutuyor. 16 yaş altı hesapları devre dışı bırakmazlarsa ciddi para cezalarıyla karşılaşacaklar.

Röportaj Peter Khalil’in seçim ofisinde gerçekleşti.
Çalışma hayatına ilk adımınızı nasıl attınız?
Bir temizlikçi olarak ve gece vardiyalarında bir benzin istasyonunda çalıştım. Bunlar aileme destek olmak için yaptığım erken dönem işlerdi. O dönem düzensiz saatler nedeniyle fazla mesai ücretleri (penalty rates) benim için çok önemliydi.
Bu yüzden hükümetimizin hafta sonu, gece ve resmi tatillerde çalışan 2,6 milyon Avustralyalının bu haklarını koruyan yasaları geçirmiş olmasından gurur duyuyorum. Bu erken dönem işler bana sıkı çalışmanın ve fedakârlığın değerini öğretti — bu benim için şekillendirici bir deneyimdi.
Bu erken deneyimler işçi haklarına bakışınızı nasıl etkiledi?
Çalışma haklarını ve koşullarını koruma konusundaki güçlü inancımı şekillendirdi — fazla mesai ücretleri, güvenlik standartları, adil maaş gibi.
Ayrıca son yıllarda daha fazla geçici (casual) çalışma biçimi gördük, bu da daha az güvence ve daha az hak anlamına geliyor. Bekar ebeveynler veya güvencesiz işlerde çalışanlar için bu belirsizlik çok zorlayıcı. Bu nedenle hükümet olarak geçici çalışanların haklarını koruyan ve iş güvencesini artıran yasalar çıkardık. Kendi deneyimlerim bu korumaların ne kadar hayati olduğunu bana öğretti.
Avustralya son zamanlarda göçmen karşıtı protestolara tanık oldu. Bu eylemlere katılanlara ne söylersiniz?
Her Avustralyalının demokratik bir protesto hakkı vardır. Ancak bu hakla birlikte bir sorumluluk da gelir — inanç, etnik köken veya cinsiyet üzerinden kimseye saldırı yapılamaz. Şiddet, taciz ve nefret söylemi kabul edilemez.
Protesto demokrasimizin bir parçasıdır ve biz bunu destekliyoruz. Ama saygılı bir şekilde yapılmalı. Her türlü ırkçılık ve nefret yalnızca ahlaka aykırı değil, aynı zamanda yasadışıdır.
Göçmen karşıtı tutumları ne besliyor sizce?
Çok fazla yanlış bilgi. Bazıları göçün iş kaybına veya konut sıkıntısına yol açtığını iddia ediyor, oysa göç ekonomik büyümeyi sağlar. Göçmenler çalışır, vergi öder, iş kurar ve büyük katkı sunar.
Bu, Avustralya’nın hikayesidir. Benim anne babam da Mısır’dan geldi, çok çalıştılar ve kardeşimle bana daha iyi bir yaşam sundular.
Parlamentoda da kalıcı yerleşim göçünü desteklediğimi ifade ettim çünkü geçici vizelerle kalıcı göç arasında büyük fark var. Kalıcı yerleşenler vatandaş olur, topluluklar kurar ve ülkemizi büyütür.
Avustralya’daki herkes, yerli halk hariç, bir yerden gelmiştir — ister İngiltere’den, ister Lübnan’dan, Çin’den ya da Vietnam’dan. Göçmenlik bu ülkeyi inşa etti. Odak noktamız göçü kısıtlamak değil, kalıcı ve yerleşik göçü desteklemek olmalı.
Son protestolardan sonra kendini hoş karşılanmamış hisseden yeni göçmenlere ne söylemek istersiniz?
Onlara şunu söylemek isterim: Avustralya’ya hoş geldiniz. Avustralyalıların çoğu çokkültürlülüğü benimsiyor.
Vatandaşlık törenlerinde insanlara söylüyorum: Avustralyalı olmak için kimliğinizden vazgeçmek zorunda değilsiniz. İster Lübnanlı, Çinli ya da Vietnamlı olun — Budist, Müslüman, Hristiyan veya inançsız — hepiniz Avustralya ailesinin bir parçasısınız.
Irkçı görüşlere sahip küçük bir azınlık olabilir, ama Avustralyalıların çoğu misafirperverdir. Göçmenler olağanüstü katkılar yaptı ve bu katkılar Avustralya’yı büyük kıldı.
Yakın zamanda Coburg’da bir İslami merkez açıldı. Bu neden topluluk açısından önemli bir gelişmeydi?
Evet, Nicholson Street’teki yeni merkez, harika bir gelişme. Yaklaşık bir milyon dolarlık fon sağlanmasına destek olmaktan gurur duydum.
Erken tasarımları gördüm, çok güzellerdi. Tamamlandığında ziyaret etmek için sabırsızlanıyorum. Bu merkez sadece inançlı insanlar için değil, tüm topluluğun takdir edebileceği harika bir alan olacak.
Göçmenlerin Avustralya toplumuna katkılarını daha iyi nasıl kutlayabiliriz?
Onları destekleyerek. Yerleşim, eğitim, sağlık, konut ve kültürel ihtiyaçları konusunda yardımcı olarak.
Katkılarını kamusal olarak tanımak önemli, ama asıl olan saygıdır. Yeni göçmenleri gerçek politikalar ve fırsatlarla desteklemek, işte bu gerçek bir kutlamadır.
Bu insanlar bu ülkeyi inşa etmek için fedakârlıkta bulundular, biz de bunu onurlandırmalıyız.
Siyasete girmeden önce göçmen bir ailede büyümek hükümete bakışınızı nasıl şekillendirdi?
Çok derinden etkiledi. Biz, İşçi Partisi hükümetlerinin sağladığı sosyal konut, kaliteli eğitim ve ailem için istikrarlı işler sayesinde fırsatlar bulduk. Bu temeller hayatımızı değiştirdi.
Bu yüzden hükümet politikalarının hayatları dönüştürme gücüne inanıyorum. Bu destekler arasında en önemlisi eğitimdir; kapılar açar, fırsatlar yaratır ve insanların potansiyeline ulaşmasını sağlar.
Medya ortamında nasıl yön buluyorsunuz? Hangi haber kaynaklarına güveniyorsunuz?
Sadece Dünya!
(Gülüyor)… Ciddi söylüyorum, şu anda medya ortamı gerçekten zor. Çok fazla medya var ve çoğu tıklanma ve sansasyon üzerine kurulu. Bu nedenle sizin gibi yerel ve topluluk temelli yayınları ve SBS gibi kamu yayıncılarını desteklemek çok önemli; bunlar çok dilli, çeşitli bakış açıları sunuyor.
Ayrıca çevrimiçi yanlış bilgi sorunu da büyük. Hükümetler her yerde ifade özgürlüğüyle zararlı yanlış bilgiyi sınırlamak arasında denge kurmaya çalışıyor. Kolay değil. İfade özgürlüğünü bastırmak istemiyoruz, ama zararı da önlemek zorundayız.
Siyasete ilk girdiğinizden bu yana seçim bölgeniz nasıl değişti?
Sürekli değişiyor. Her birkaç yılda bir, sakinlerin yaklaşık %30’u taşınıyor. Nepal, Bangladeş, Pakistan ve başka yerlerden yeni göçmenleri ağırladık.
Aynı zamanda yaşlanan Yunan, İtalyan ve Türk toplulukları var; dolayısıyla onların yaşlı bakım gibi değişen ihtiyaçlarına da odaklanmak gerekiyor.
Wills, Avustralya’nın en kültürel çeşitliliğe sahip bölgelerinden biri olmaya devam ediyor; modern Avustralya’nın adeta bir mikro yansıması.
Ulusal güvenlikteki deneyiminizden Parlamento’da size en çok yardımcı olan beceri hangisi?
Tüm bilgilerin elinizde olmadığı durumlarda seçenekleri değerlendirme yeteneği. Çoğu zaman bireysel haklar ile kamu güvenliği gibi çıkarlar arasında denge kurmanız gerekiyor.
Bu yargı dengesini kurma becerisi, yasa yapım sürecine de yansıyor — harekete geçmeden önce konunun iki tarafını da anlamak önemli.
Son seçimde, İşçi Partisi seçmenleri arasında da popüler olan güçlü bir rakiple karşılaştınız. Bu zorluğu nasıl aştınız?
Her kampanya zorludur. Benim odak noktam topluluğa neleri başardığımızı ve daha neleri yapabileceğimizi göstermekti.
İşçi Partisi ile küçük partiler arasındaki temel fark, bizim icraat yapabilmemizdir. Diğerleri vaatlerde bulunabilir, ama hükümet kuramazlar. Ben yerine getirebileceğim taahhütlerde bulunurum — örneğin Türk İslam Merkezi için sağladığımız 1 milyon dolar gibi. İnsanlar bunu anlıyor ve saygı duyuyor.
Mısır’da tanınıyor musunuz?
(Gülerek) Kuzenlerim ve teyzelerim tanıyor! 2016’da ilk kez seçildiğimde, Mısır’ın ulusal gazetesi *Al-Ahram* birinci sayfada benimle ilgili haber yaptı — “Federal Parlamento’ya seçilen ilk Mısır kökenli Avustralyalı.” Bu benim için gurur verici bir andı.
Bir bakan olarak atanacak olsanız, hangi bakanlık sizin becerilerinize en uygun olurdu?
Aslında şu anda Savunma Bakan Yardımcısı olarak görev yapıyorum. Avustralya’nın ulusal çıkarlarına bu rolde hizmet etmek büyük bir onur.
Ama hayali bir portföy seçebilsem, Spor Bakanı olmayı isterdim — futbol, tenis, Matildas, Socceroos, AFL maçlarına gitmek harika olurdu! Ama eğlencenin ötesinde, spor politikası ciddi bir iştir; yerel ve topluluk temelli programları desteklemek çok önemli.
Başbakan bana bu görevi teklif ettiğinde, “Bu büyük onur için teşekkür ederim. Hükümet ve Avustralyalılar için çok çalışacağım.” dedim. Fark yaratabilmek büyük bir ayrıcalık.
Bizi ağırladığınız için teşekkür ederiz. Yerel haberciliğe verdiğiniz destek için de ayrıca.
Ben de teşekkür ederim.
Mustafa YILMAZ – Melbourne / Dünya Gazetesi
Aradan geçen beş ayın ardından, Birsel Akbulut bu kez yeni mekânında Dünya Gazetesi’ne konuştu. Eski eşinin sağlık durumu, mahkeme süreci, yaşanan travma ve hayata yeniden tutunma mücadelesini anlattı.
Beş ay geçti… Bugün nasılsınız?
“İyi diyelim, iyi olalım. Kolay şeyler yaşamadık ama bir anneyseniz yıkılma lüksünüz yok. Çocuklarım, torunlarım ve için ayakta durmak zorundayım. Allah bana bu gücü veriyor.
Bazen daha kötü hayatları düşünüyorum. Savaşta çocuklarını kaybeden anneler var. Onları gördüğümde hâlime şükrediyorum. Hayat devam ediyor.”
Bu süreçte, bu duygularla toparlandığınızı söyleyebilir miyiz?
“Tam anlamıyla atlattım diyemem ama olaydan yaklaşık bir ay sonra kendimi toparladım. Çok düştük. Bir anda sokakta kaldık. Özellikle Kemal’in yaşadığı fiziksel darbe çok ağırdı. Bugün birçok eve saldırı yapıldığını duyuyoruz ama görmüyoruz. Bu olayın bu kadar büyümesinin sebebi yaşananların görüntülenmiş olmasıydı.”
O geceye dönelim… Neler yaşadınız?
Gece saat bir buçuk gibiydi. Gözümü açtığımda karşımda beş kişi vardı. Hepsi maskeliydi. Ellerinde silah, bıçak, pala… Hayatımda gördüğüm en korkunç sahnelerden biriydi.
İlk refleksim bağırmak olmadı. Daha önce güvenlik görevlisi olarak çalıştığım için sakin kalmaya çalıştım. ‘Alacağınızı alın ama bize dokunmayın’ dedim.

Röportaj Birsel Akbulut’un yeni açtığı yemek karavanında gerçekleşti. Karavan Greenvale Shopping Centre’nın karşısında.
Size nasıl davrandılar?
Çok ağır darp edildik. Ama en kötüsü bunun kendi evinizde yaşanması. Evde kim var diye odaları geziyorlardı. O an hırsız olmadıklarını, birini özellikle aradıklarını anladım.
Sürekli sordukları bir isim vardı…
Evet. Israrla aynı ismi sordular. Kızımın eski erkek arkadaşını arıyorlardı. Evde olmadığını söyledim ama inanmadılar.
Silahı kafama dayadılar. Dizlerimin üzerindeydim. ‘Onu saklıyorsun, bulacağız ve öldüreceğiz’ dediler. O an gerçekten öleceğimi düşündüm.
Köpeğinizle ilgili çok konuşulan bir an var…
Köpeğim büyük bir Rottweiler. Normalde eve biri girse anında tepki verir. O gece kıpırdamadı. Sonradan anladık, uyuşturucu vermişler.
Silahı köpeğime doğrulttular. O an kendimi kaybettim. ‘Beni öldürün ama köpeğime dokunmayın’ dedim. Hiç düşünmeden söyledim. Köpeğim benim çocuğum gibiydi.
Polis nasıl geldi?
Komşumuz polisti. Sesleri duymuş. Polislerin geldiğini anlayınca saldırganlar panikledi. İçlerinden biri beni ayağa kaldırdı, çıkış yolunu sordu. Arka bahçeyi gösterdim, kaçtılar.
Kemal Akbulut’u gördüğünüzde…
Evin içine koştuğumda Kemal’i kanlar içinde yerde yatarken gördüm. O görüntüyü hayatım boyunca unutamam. Nefes alıyor mu diye kontrol ediyordum. ‘Ölmesin’ diye dua ediyordum. Onu neredeyse öldürüyorlardı.
Mahkeme süreci nasıl ilerliyor?
Mahkeme halen devam ediyor. Şüpheliler yakalandı ve tutuklandılar. Avukatlarımız çok detaylı çalışıyor. Olayın tamamı kayıtlarla destekleniyor, deliller mevcut. Biz adaletin yerine gelmesini bekliyoruz.
Sağlık süreci nasıl geçti?
Kemal Akbulut (eski eşi) uzun süre hastanede kaldı. Benim de hem fiziksel hem psikolojik yaralarım vardı.
Bu olay neden bu kadar büyüdü sizce?
Çünkü görüntü vardı. Bugün birçok ev baskını oluyor ama kimse görmüyor. Kamera olmasaydı bu olay da bu kadar konuşulmazdı. Herkes evine kamera koymalı.
Bu süreçte yasal anlamda bir gelişme oldu mu?
Evet. Büyük bir mücadele verdik. Eve saldıran, insanlara zarar verenler için cezaların ağırlaştırılması yönünde yasa değişikliği parlamentodan geçti. Henüz yürürlüğe girmedi ama bu işin takipçisiyiz.
“Ağlamayın. Hayat devam ediyor. Kendinize iyi gelen yolu bulun. Kamera ve güvenlik artık lüks değil, gereklilik. Bize destek olan herkese sonsuz teşekkür ediyorum.”
Kefaletle serbest bırakılma endişeniz var mı?
Elbette. Yaşın önemi yok. Caniye yaş sorulmaz. Dışarı çıktıklarında başka insanlara zarar verirler.
Anne olarak kendinizi sorguladınız mı?
Evet. En büyük hatam aşırı sevmekti. Her şeyin fazlası zarar. Bunu çok acı bir şekilde öğrendim.
Oğlunuzun evinde yaşanan yangın…
Evet, maalesef kısa süre sonra oğlumun evi yandı. Torunlarım saniyelerle kurtuldu. Ev tamamen kül oldu. Ama canımız sağ, şükürler olsun.
Şu an bulunduğumuz işletme nasıl ortaya çıktı?
Bu karavanı saldırıdan önce almıştım. Arkadaşım Figen beni buraya zorla getirdi diyebilirim. İsmini de o koydu: Queens Feast and Coffee.
Hamburger, tost, çorba, kahve yapıyoruz. Çalışmak bana iyi geliyor. Hayatıma normal bir akış getiriyor
GoFundMe kampanyası size ne sağladı?
Üç aylık kiramızı ödeyebildik. Tanıdığımız tanımadığımız insanlar destek oldu. Hepsine minnettarım.
Sessiz kalanlar hakkında bir şey söylemek ister misiniz?
Hiç beklemediğim insanlar sessiz kaldı. Ama bunu unutmadım. Kimlerin yanınızda olduğunu böyle zamanlarda görüyorsunuz. Ama asıl önemli olan destek olanlar. Onlar bizim yanımızda oldu ve bunun için minnettarım.
Bugünkü ruh hâlinizi nasıl tarif edersiniz?
Şükrediyorum ve güçlü. Zor bir süreçti ama ayaktayız. Nefes alıyorsanız umut vardır.
Kemal Bey’in durumu hakkında izleyicilere ne söylemek istersiniz?
Kemal toparladı. Olaydan üç ay sonra işe döndü. Fiziksel olarak iyileşti ama psikolojik olarak tetikte. Ama güçlü bir insan, ayakta kalıyor. Biz de aile olarak yanındayız.
Son olarak izleyicilere ne söylemek istersiniz?
“Ağlamayın. Hayat devam ediyor. Kendinize iyi gelen yolu bulun. Kamera ve güvenlik artık lüks değil, gereklilik. Bize destek olan herkese sonsuz teşekkür ediyorum.”
Sağlık çok önemli. Hayatta olduğunuz sürece umut vardır. Ne kadar kötü şeyler yaşarsanız yaşayın, bir çıkış yolu her zaman bulunur. Kendinize iyi gelen şeyi yapın. Kimi insanlar konuşarak rahatlar, kimi çalışarak. Herkesin yöntemi farklıdır ama umudu kaybetmemek gerekir.
Röportaj: Mustafa YILMAZ
Mustafa YILMAZ: Bize biraz kendinizden bahseder misiniz? Türkiye’den Avustralya’ya nasıl bir yolculukla geldiniz?
Ebru ÖZ: Babam Türk Konsolosluğu’nda görev yapıyordu ve hala Türk toplumu için aktif olarak çalışıyor. Küçük yaşta ilk kez Avustralya’ya geldik, ardından ilkokul dönemimde Türkiye’ye geri döndük ve birkaç yıl orada yaşadık. Liseye başladığım yıllarda yeniden Melbourne’a taşınmaya karar verdik ve o zamandan beri burada yaşıyorum. Hem Türkiye hem de Avustralya, kimliğimi ve bakış açımı şekillendiren iki ülke oldu.
Neden diş hekimliğini seçtiniz? Bu alana ilginiz nasıl başladı?
Sağlık alanına her zaman ilgim vardı. Çocukken diş hekimine gitmeyi çok severdim ve hiç korkmazdım. Diş hekimliğini hem bilimsel yönü hem de insanlara güvenli bir gülümseme kazandırma yönüyle çok ilgi çekici buldum.
Avustralya’da eğitim almak ve mesleğe atılmak sizin için nasıl bir süreçti?
İlk olarak Biyomedikal Bilimler okudum, ardından Diş Hekimliği eğitimine devam ettim. Toplamda yaklaşık sekiz yıllık yoğun bir eğitim süreciydi. Staj dönemlerinde farklı şehirlerdeki kliniklerde çalışmam gerekti, bu da sık sık taşınmak ve evden uzakta yaşamak anlamına geliyordu. Zorlayıcıydı ama bana çok şey kattı, hem dayanıklılığımı geliştirdi hem de farklı toplumlarda hizmet vermeyi öğrendim.
Hem özel hem de kamu sektöründe çalıştınız. Bu iki alan arasında ne gibi farklar var?
Kamu sektöründe çalışmak, devlet fonları ve kaynak kısıtlamaları nedeniyle diş hekimi açısından daha sınırlayıcı olabiliyor. Tedavi seçenekleri genellikle bütçeye bağlı oluyor ve bekleme listeleri oldukça uzun. Özel sektörde ise hem hasta hem de hekim açısından daha fazla esneklik var; kişiye özel en uygun tedavi planını oluşturmak mümkün oluyor.

Dr Öz; Düzenli diş kontrolleri, doğru fırçalama ve diş ipi kullanımı çok önemli.
Kırsal bölgelerde diş hekimliği yapmakla şehir merkezinde çalışmak arasında ne gibi zorluklar veya avantajlar yaşadınız?
Kırsal bölgelerde uzmanlara erişim çok daha kısıtlı olduğu için, bazen şehirde bir uzmana yönlendirilecek vakaları kendim tamamlamam gerekiyordu. Bu durum başlangıçta zorluydu ama bana büyük bir mesleki özgüven kazandırdı. Farklı koşullarda çalışmak hem becerilerimi geliştirdi hem de hastalara karşı daha esnek bir yaklaşım kazandırdı.
Diş hekimliği korkusu yaşayan hastalarla nasıl bir yaklaşım benimsiyorsunuz? Özellikle çocuk hastalarla nasıl iletişim kuruyorsunuz?
Diş hekimi korkusu çok yaygın bir durum. Ben her zaman sabırlı ve empatik bir yaklaşım benimsiyorum. İşleme başlamadan önce her adımı açıklamak, hastaların rahatlamasını sağlıyor. Çocuklarla ise dostça bir dil kullanıyor, süreci oyun gibi anlatmaya çalışıyorum. İlk deneyim olumlu olursa, sonraki ziyaretler çok daha kolay oluyor.
Türk hastalarla iletişiminizde onların ağız ve diş sağlığına yaklaşımını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türk hastalar genelde ağız sağlığına önem veriyor ama çoğu zaman diş hekimine yalnızca bir sorun olduğunda gidiliyor. Oysa düzenli kontroller ve temizlikler çok önemli. Ben her zaman “önlem almak tedavi etmekten daha kolaydır” anlayışını vurguluyorum.

Dr Öz gençlere hitaben; kendinize güvenin ve hedeflerinizden vazgeçmeyin. Sağlık alanı bazen yorucu olabilir ama bir o kadar da tatmin edici.
Avustralya’daki Türk toplumunun ağız ve diş sağlığı konusunda ne gibi alışkanlıkları ya da eksiklikleri var?
Türk toplumu aile bağları güçlü bir topluluk; ebeveynler çocuklarının sağlığına çok önem veriyor. Ancak bazen ağız sağlığı diğer sağlık konularının gölgesinde kalabiliyor. Ağız sağlığının genel vücut sağlığı üzerindeki etkileri çoğu zaman yeterince bilinmiyor. Özellikle çocuklar için devletin sunduğu ücretsiz diş bakımı programları (CDBS) konusunda farkındalık artırılması gerektiğini düşünüyorum.
Türk toplumunun ağız sağlığı konusunda nelere daha fazla dikkat etmesi gerekir sizce?
Düzenli diş kontrolleri, doğru fırçalama ve diş ipi kullanımı çok önemli. Ayrıca küçük sorunları — örneğin diş eti kanaması veya hassasiyet gibi — görmezden gelmemek gerekiyor. Bu belirtiler daha ciddi problemlerin habercisi olabilir.
Hanover Dental’deki bir gününüz nasıl geçiyor?
Her gün farklı geçiyor, bu da işi dinamik ve keyifli kılıyor. Güne genellikle vaka planlamasıyla başlıyorum; ardından rutin kontroller, dolgu işlemleri ve bazen implant ya da kaplama gibi daha kapsamlı tedaviler yapıyorum. Çocuklardan yaşlı hastalara kadar çok çeşitli bir hasta grubumuz var. Hanover Dental’in farkı, samimi ve topluma yakın bir ortam sunmamız, herkesin kendini rahat hissetmesini önemsiyoruz.
Kliniğinizin geç saatlere kadar açık olması, çalışan hastalar için büyük bir avantaj. Bu uygulama hakkında biraz bilgi verir misiniz?
Birçok hastamız yoğun iş temposu nedeniyle gündüz saatlerinde randevuya gelemiyor. Bu yüzden kliniğimizi akşam saatlerine kadar açık tutuyoruz. Böylece hastalar izin almak zorunda kalmadan bakım hizmeti alabiliyor. Amacımız, diş hekimine gitmeyi herkes için daha erişilebilir hale getirmek.
Avustralya’da kadın bir göçmen diş hekimi olarak karşılaştığınız zorluklar oldu mu?
Hem kadın hem de göçmen olmak zaman zaman daha fazla çaba göstermemi gerektirdi ama genel olarak çok destekleyici bir ortamda çalıştım. Avustralya’daki diş hekimliği camiası oldukça kapsayıcı. Farklı kültürel bir geçmişe sahip olmak, hastalarla daha iyi empati kurmamı sağladı. Çeşitliliğin sağlık alanında büyük bir zenginlik olduğunu düşünüyorum.
Genç Türk kadınlarına, özellikle sağlık alanında kariyer hedefleyenlere ne gibi tavsiyelerde bulunursunuz?
Kendinize güvenin ve hedeflerinizden vazgeçmeyin. Sağlık alanı bazen yorucu olabilir ama bir o kadar da tatmin edici. Çalışkanlık ve kararlılık mutlaka karşılığını veriyor. Ayrıca destek istemekten çekinmemek çok önemli — mentorluk ve dayanışma, başarı yolunda büyük fark yaratıyor.
Boş zamanlarınızda yemek yapmayı sevdiğinizi söylediniz. Favori Türk yemeğiniz nedir?
Evet, yemek yapmak benim için hem rahatlama hem de kültürel bir bağ kurma şekli. En sevdiğim Türk yemekleri mantı ve dolma. Aile yemeklerini ve çocukluğumu hatırlatıyorlar. Ayrıca Avustralyalı arkadaşlarıma Türk mutfağını tanıtmayı da çok seviyorum — herkes o lezzetlere bayılıyor.
En çok etkilendiğiniz ülke ya da şehir hangisiydi ve neden?
Hem Türkiye hem de Avustralya beni farklı şekillerde etkiledi. Melbourne’un çeşitliliğini, rahat yaşam tarzını ve kültürel açıklığını çok seviyorum. İstanbul ise her zaman kalbimde özel bir yere sahip — enerjisi, tarihi ve kültürü gerçekten büyüleyici.
Türk mutfağı ile Avustralya mutfağını karşılaştıracak olsanız, neler söylersiniz?
Türk mutfağı daha geleneksel, zengin ve aile odaklı. Sofrada paylaşmak, birlikte yemek çok önemlidir. Avustralya mutfağı ise daha yenilikçi ve dünya mutfaklarından etkilenmiş bir yapıya sahip. Her iki mutfağın da kendine özgü güzellikleri var.
Ağız sağlığının genel sağlık açısından önemini vurguladınız. Bu konuda toplumun farkındalığını artırmak için ne gibi adımlar atılmalı?
En önemli adım eğitim. Okullarda, topluluk merkezlerinde ve sosyal medyada farkındalık çalışmaları yapılmalı. İnsanların diş hekiminden korkmadan, düzenli kontrollerin önemini kavraması gerekiyor. Ağız sağlığı bilinci erken yaşta kazandırılırsa, uzun vadede genel sağlık da korunmuş olur.
Türk toplumuna, özellikle çocukları olan ailelere ağız ve diş sağlığı konusunda ne gibi tavsiyeleriniz olur?
Çocuklar diş hekimine ilk dişleri çıktığında götürülmeli. Bu, erken yaşta pozitif bir deneyim oluşturur. Ebeveynlerin de doğru fırçalama ve beslenme alışkanlıklarıyla çocuklarına örnek olması çok önemli. Şekerli atıştırmalıkları sınırlamak da büyük fark yaratır. Küçük adımlar, büyük sonuçlar doğurur.
Sizi yakından tanımak isteyen hastalar için sizi hangi günlerde kliniğinizde ziyaret edebilirler?
Haftanın çoğu günü ve bazı akşam saatlerinde Hanover Dental’de bulunuyorum. Çalışan hastalarımız için esnek saatler sunuyoruz. Kontrol, temizlik veya danışma amacıyla gelen herkesi memnuniyetle kabul ediyoruz.
Hastalarınızın Medicare ile diş bakımı alabilmesi mümkün mü?
Evet, genel olarak Medicare diş tedavilerini kapsamıyor, ancak bazı özel durumlarda destek sağlanabiliyor. Örneğin, çocuk hastalar için Child Dental Benefit Scheme (CDBS) kapsamında belirli tedaviler finanse edilebiliyor. Ayrıca acil durumlar veya kamu kliniklerinde yapılan bazı işlemler de destekleniyor.
Çocuklara Yönelik Devlet Desteği – CDBS (Child Dental Benefits Schedule)
CDBS programı, 0–17 yaş arası uygun çocuklara iki yılda bir belirli bir tutara kadar ücretsiz diş bakımı imkanı sağlıyor. Bu kapsamda muayene, temizlik, dolgu gibi temel işlemler ücretsiz. Ne yazık ki birçok aile bu haktan haberdar değil. Kliniğimizde uygunluğu kontrol ediyor ve CDBS kapsamında olan ailelerden hiçbir ücret talep etmiyoruz. Çocukların sağlıklı bir başlangıç yapması bizim için çok önemli.
Ağız sağlığının genel sağlık için ne kadar büyük önem taşıdığına inanıyorsunuz. Okuyucularımıza, ağız hijyenini ihmal etmenin vücuttaki diğer sağlık sorunlarına nasıl yol açabileceğine dair somut örnekler verebilir misiniz?
Ağız, vücudun aynası gibidir. Ağız hijyeni bozulduğunda, vücudun diğer bölgelerinde de sorunlar ortaya çıkabiliyor. Özellikle diş eti hastalıkları, kalp-damar rahatsızlıkları ve diyabetle doğrudan ilişkilendiriliyor. Ayrıca ağız içi enfeksiyonlar bağışıklık sistemini de etkileyebiliyor. Bu nedenle ağız sağlığı, genel sağlığın ayrılmaz bir parçasıdır.


Avustralya’nın en prestijli alışveriş noktalarından biri olan Melbourne Bourke Street’te, Türk girişimciler tarafından kurulan Palermo Parfüm markasının yeni mağazası düzenlenen görkemli bir açılışla kapılarını açtı.
18 Aralık 2025, Noel ve yeni yıl öncesi alışveriş hareketliliğinin zirveye çıktığı günlerde gerçekleşen açılış, yoğun ilgi gördü. Dünyanın en pahalı ve en işlek caddeleri arasında yer alan Bourke Street’te konumlanan mağaza; Myer, David Jones ve kısa süre önce açılan Mecca şubesinin hemen yanında yer alıyor.
Bu önemli lokasyon tercihiyle Palermo, marka prestijini bir kez daha ortaya koyarken, Türk girişimciliği adına da büyük bir gurur yaşattı.

Palermo Parfüm, bugün Avustralya genelinde 50’nin üzerinde mağazasıyla, ülkenin en çok satan parfüm markalarından biri konumunda. Bin altı yüzden fazla farklı parfüm çeşidini tüketicilerle buluşturan marka, geniş ürün yelpazesiyle dikkat çekiyor.
Önemli bir diğer detay ise Palermo parfümlerinin Avustralya’da üretiliyor olması. Avustralya’da üretim yapan bir Türk markasının, ülkenin en prestijli alışveriş caddelerinden birinde mağaza açması, çifte gurur yaşatıyor.

Yetkililerden alınan bilgilere göre Palermo, 2026 yılına büyük sürprizlerle girmeye hazırlanıyor.

Sydney’den sonra Melbourne’un kalbi Bourke Street’te açılan bu yeni mağaza, Palermo’nun sadece bir parfüm markası olmadığını; aynı zamanda Türk girişimciliğinin uluslararası alandaki başarısının da önemli bir simgesi olduğunu bir kez daha gösterdi.
Palermo Parfüm, parfüm severlere daha yakın olmak ve Avustralya’daki varlığını güçlendirmek adına büyümesini kararlılıkla sürdürüyor.














Çocuk psikoloğu Ceril Gocuk: “Bu karar sadece çocuklara değil, ailelere de sorumluluk yüklüyor.”
Röportaj: Mustafa YILMAZ
Avustralya’da 10 Aralık 2025’te yürürlüğe giren yeni yasa, 16 yaşından küçük çocukların Instagram, Facebook, TikTok ve toplamda yaklaşık on sosyal medya platformuna erişimini yasakladı. Karar ülke genelinde yoğun tartışmalara neden olurken hem aileler hem uzmanlar konunun farklı yönlerine dikkat çekiyor.
Bazı aileler yasağı desteklerken, bazıları bunun gençleri sosyal çevrelerinden koparacağını savunuyor. Hükümet ise bu adımın, çocukların dijital ortamlarda karşılaştığı olumsuz psikolojik etkileri azaltmayı hedeflediğini açıklıyor.
Bu önemli düzenlemeyi çocukların ruh sağlığı açısından değerlendirmek üzere Grow Clinical Psychology’den Çocuk Psikoloğu Ceril Gocuk ile konuştuk.

Dünya Gazetesinden Mustafa Yılmaz, Grow Clinical Psychology kurucusu Firdevs Tat ve Çocuk Psikoloğu Ceril Gocuk.
“Kutuplaşmadan uzaklaşıp, bu karara fırsat verilmeli”
Gocuk, sosyal medyanın gençler üzerinde yarattığı baskının uzun süredir göz ardı edildiğini belirterek tartışmanın aşırı kutuplaştığını söylüyor:
“Toplumda ya tamamen destekleyen ya tamamen karşı çıkan bir tutum var. Oysa ortada gerçek bir problem bulunuyor: Çocukların internette aşırı vakit geçirmesi.” Çocuk psikoloğu Ceril Gocuk
Uzman, bu yasağın kesin çözüm olmayabileceğini ancak “çözüm arayışında önemli bir adım” olduğunu ifade ediyor.
Aileler şikâyetçi: Uyku bozukluğu, kopuk iletişim, bağımlılık
Gocuk’e göre son yıllarda ailelerden gelen en büyük şikâyetler şunlar:
“Bir iki çocuğun interneti bırakmasıyla olmaz. Toplumun tamamının bu konuda değişmesi gerekiyor.”
“Anne baba sosyal medyadan çıkmıyorsa çocuğa ‘kullanma’ diyemez”
Gocuk, sosyal medya kullanımında ebeveynlerin rol model olduğunun altını çiziyor:
“Çocuklar duyduklarını değil, gördüklerini uygular. Anne baba sigara içiyorsa çocuğa ‘içme’ demesi etkili olmaz; sosyal medya için de aynı durum geçerli.”
Ailelere önerisi net:
Gocuk, Türk ailelerinde çocukların yeterince spor, sanat ve sosyal aktiviteye yönlendirilmediğini belirtiyor:
“Tatilde ne yapacağını bilmeyen çocuk sıkılır ve hemen internete yönelir. Bu yüzden spor, yüzme, müzik gibi etkinliklerin artırılması gerekiyor.”
Çalışan anne babaların iş yükünün farkında olduğunu belirten uzman, yine de zaman yönetimi ve fedakârlığın kaçınılmaz olduğunu ifade ediyor.
Oyun bağımlılığı ve yeni kısıtlama ihtimali
Avustralya’da sosyal medya sınırlamasının ardından oyunlar için de düzenleme gelebileceği konuşuluyor. Bazı gençlerin saatlerce, hatta 24 saate yakın kesintisiz oyun oynadığı, bu nedenle hastanelik olduğu biliniyor.
Gocuk, özellikle Roblox gibi platformların yaş sınırlarına uyulmadığını söylüyor:
“Roblox 13 yaş altına yasak ama danışanlarımın neredeyse hepsi oynuyor. Aile ‘hayır’ dediğinde çocuk ‘Arkadaşlarımın ailesi izin veriyor’ diyerek karşı çıkıyor.”
Bu nedenle sadece devletin değil, ebeveynin de aktif kontrol mekanizmaları kurması gerektiğini vurguluyor.
VPN gerçeği: “Gençler her yasağı aşmaya çalışacak”
Gençlerin teknolojiye hâkimiyeti nedeniyle yasağın kolayca delinip delinmeyeceği de merak konusu. Gocuk bu konuda açık konuşuyor:
“Evet, VPN kullanmaya çalışacaklar. Bu yüzden ailelerin teknoloji konusunda kendilerini geliştirmesi şart.”
Ancak uzman asıl sorumluluğun teknoloji şirketlerinde olduğunu söylüyor:
“Bu yasa aslında sosyal medya firmalarına yönelik. Sistemlerini düzenleyip çocukları bu kadar uzun süre platformda tutan algoritmaları kontrol altına almaları gerekiyor.”
“Avustralya neden öncü oldu?”
Gocuk, elinde kesin veri olmadığını ancak hükümetin bu adımı atmasının sorunun ciddiyetini gösterdiğini belirtiyor. Ayrıca bazı ailelerin çocuklarını sosyal medyadaki tehlikeler nedeniyle kaybetmeleri sonrası güçlü bir kamuoyu baskısı oluştuğunu hatırlatıyor.
Yasaya ilham veren isimlerden biri olarak, hükümetin basın toplantısında atıfta bulunduğu uluslararası yazar Jonathan Haidt dikkat çekiyor. Haidt, kitaplarında (the anxious generation) küresel çapta devlet müdahalesinin zorunlu hale geldiğini savunuyor.
“Gençlerin mahkemeye gitmesi bile olumlu: Kendi haklarını savunmayı öğreniyorlar”
Gocuk, yasaya karşı çıkan gençlerin yüksek mahkemeye başvuru yapmasını olumlu bir gelişme olarak değerlendiriyor:
“Bu, düşünmeyi ve kendini savunmayı öğrenmeleri açısından değerli. Gençler mantıksız değiller; doğru anlatıldığında neyin iyi neyin kötü olduğunu anlayacak kapasitedeler.”
Ailelere son tavsiyeler
Çocuk psikoloğu Gocuk, yasak sonrası evlerde yaşanabilecek gerginliklere karşı ailelere şu önerilerde bulunuyor:
Sonuç; Avustralya’nın 16 yaş altı sosyal medya yasağı hem toplumsal hem bireysel etkileriyle uzun süre tartışılacak gibi görünüyor. Çocuk psikoloğu Ceril Gocuk’e göre bu yasak, sadece gençleri değil aileleri, eğitim sistemini ve teknoloji şirketlerini de yakından ilgilendiriyor.