
NASRETTİN HOCA FIKRALARI
İnsanlar Nasrettin hocaya “hocam dünyanın merkezi neresidir?” diye sormuşlar. Hoca etrafına eliyle bir daire çizmiş “tamda şu benim durduğum yerdir, isterseniz bir ölçün görürsünüz “demiş. İnsanlar merakla ikinci bir soru sormuşlar “hocam, gökte kaç tane yıldız vardır?” hoca hiç düşünmeden yanındaki eşeğini gösterip “bu eşeğimin üzerindeki kıllar sayısıncadır, inanmazsanız buyurun sayın” demiş. Nasreddin hocanın her şeyi akıllıca cevaplamasına şaşıran köylüler “hocam, eskiyen aylar ne oluyor biliyor musun” diye sorduklarında cevap yine hazır “eskiyen ayları kırpıp kırpıp yıldız yapıyorlar” diye cevaplıyor.
Nasreddin hocanın fıkralarında hep yanından ayırmadığı bir de eşeği var. Mesela bir gün turşu bidonlarını eşeğe yükleyip mahalleye turşu satmaya çıkıyor. Hoca tam ağzını açıp “turşuucuu” diye bağıracağında eşek ondan önce var gücüyle anırmaya başlıyor. Nasreddin hocanın her teşebbüsünde eşeği ondan önce avaz avaz bağırdığı için hoca kızıyor ve eşeğine “bir turşu dedirtmedin, turşuyu sen mi satacaksın yoksa ben mi?” diye söyleniyor. Daha sonra bir gün komşusu hocanın kapısını çalıyor, eşeğini ödünç istiyor. Hoca eşeğini vermek istemediği için “eşeğim evde yok” dediği bir anda eşek ahırdan avaz avaz anırmaya başlıyor. Komşu hayretle “hocam, işte sesi geliyor ya, eşek evdeymiş” dediğinde, hoca “aşk olsun, benim dediğime değil de eşeğin sözüne mi inanıyorsun” diyor.
Bir gün zengin bir ağanın evinde halka yemek daveti veriliyor. O zamanlarda erkekler kıymetli kumaşlardan dikilme pahalı kürkler giyerek davete icabet ediyorlar. Kıymetli kürkleri giyip gelenleri varlıklı insanlar diye hep baş köşelere oturtup en güzel ikramları onlara yaptıklarını gören hoca şaşırıyor. Günlük kıyafetleriyle davette itibar ikram göremeyen hoca hemen yakındaki evine gidiyor, sandıktan gösterişli kürkünü çıkarıp giyiyor, davete yetişiyor. Bu haliyle hocayı kapılarda karşılayıp baş köşeye oturtup en güzel yemekleri önüne koyuyorlar. Hoca da kürkünün kollarını yemeğe uzatıp herkesin önünde “ye kürküm ye..bu itibar, bu ikram bana değil sana..ye kürküm” diyerek herkese her zaman geçerli olacak bir ders veriyor.
Nasreddin hocanın ergen oğlu çok küfürbazmış. Ne dediyse çocuğunu küfretmekten vaz geçiremiyormuş. Çaresizce mutfaktan kocaman bir bakla tanesi almış, oğlanın ağzına koymuş, “akşama kadar bu bakla ağzında duracak, küfretmeye kalkıştığında umarım bu bakla diline dolanır da küfredemezsin” demiş. Derken oğluyla çarşıya gitmişler, güzel güzel dolaşmışlar, oğlan hiçbir şeye, kimseye ağzındaki bakla yüzünden küfredememiş. Tam eve dönerken yağmur çiselemeye başlamış. Adımlarını hızlandırdıkları bir anda yakındaki bir evden bir kadın “hocaam az bekler misiniz?” diye seslenmiş. Nasreddin hoca da bir şey soracak herhalde diye oğluyla olduğu yerde duraklamış. Seslenen kadın pencerede bir görünüyor bir kayboluyorken her defasında hoca tamam şimdi bir şey diyecek diye beklermiş. Çiseleyen yağmurun altında oğluyla baya bekledikten bir zaman sonra kadın başını pencereden uzatıp “tamam hocam şimdi gidebilirsiniz” diyor. Hoca biraz şaşkın biraz öfkeli “bre kadın, onca zaman bizi yağmurun altında neden beklettin?” diye soruyor. Kadın “hocam kusura bakma, bana hocanın kavuğuna bakarak yumurtaları tavuğun altına atarsam hepsi horoz oluyor dediler de, kavuğunuza bakarak yumurtaları tek tek yerleştirdim” diyor. Nasreddin hoca kadının yaptığına çok kızıyor, oğluna dönüp “oğlum, çıkar şu ağzındaki baklayı bakayım” diyor. Derken, birisi bir gün Nasreddin hocaya kargacık, burgacık kötü bir el yazısıyla yazılmış bir mektup getiriyor. “Hocam gurbetteki oğlumdan mektup geldi, okuyamadım, şunu bana bir okur musun?” diyor. Hoca mektubu eline alıyor çok uğraşıyor ama kötü yazıldığı için bir türlü okuyamıyor, vatandaşa “mektup çok kötü yazılmış, okunmuyor” diyerek geri veriyor. Şahıs bu durumdan hoşlanmıyor, “bir de hoca olacaksın şu kavuğundan utan” diyerek sitem ediyor. Hoca hiç tereddüt etmeden kafasındaki kavuğu çıkarıp adama veriyor. “O zaman al bu kavuğu sen giy, sen oku bakalım” diyor.
Başka bir zamanda Nasreddin hocanın tam yüz tane eşeği varmış. Bir gün eşeklerini sıraya dizip saymaya başlamış. Eşeğinin üzerindeyken saydığında doksan dokuz sayıyormuş. İnanamayıp eşeğinden inince tek tek saydığında eşeklerin sayıları tam yüz tane çıkıyormuş. Nasreddin hoca bunun sebebini bir vakit çözemediği için akşama kadar eşeklerini saymış durmuş.
Bu hafta aklıma Nasreddin hoca düştü. Hem düşündüren hem güldüren hem de şaşırtan Nasreddin hocamızı birbirimize, çocuklarımıza anlatalım, unutmayalım diyecektim.
Pembegül Abla
