Ahlaki Yorgunluğun Çağında İnsan Kalmak

Ahlaki Yorgunluğun Çağında İnsan Kalmak

ABONE OL
February 20, 2026 12:06
Ahlaki Yorgunluğun Çağında İnsan Kalmak
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Civilized Savagery: Ahlaki Yorgunluğun Çağında İnsan Kalmak

Bugün dünyaya baktığımızda insanın gerçekten nereye ait olduğunu sormamak zor. Savaşlar sürüyor, insanlar yerinden ediliyor, milyonlarca insan göçe zorlanıyor. Bir yanda din adına yapılan baskılar, diğer yanda modernite adına dayatılan hayat biçimleri var. İnsan nereye giderse gitsin, peşini bırakmayan bir şey var: sürekli maruz kalma hali.

Ülke değiştiriyor, kimlik değiştiriyor, inanç değiştiriyor, hayat tarzı değiştiriyor ama baskı biçim değiştirerek devam ediyor. Bir yerde “buna inanmalısın” deniyor, başka bir yerde “böyle yaşamalısın”. Kaçış var ama kurtuluş yok. Çünkü sorun din değil, modernite değil, göç değil. Sorun bunların hepsini aynı anda kullanan bir sistem. İnsanları bir yerde tutunduracak, evriltici bir zemin sunmak yerine sürekli yerinden eden, köksüzleştiren, sonra da bu köksüzlüğü gerekçe göstererek yeni kalıplar dayatan bir sistem. Bu sistem önce insanın tutunabileceği şeyleri değersizleştiriyor. Gelenek baskı olarak sunuluyor.

İnanç gericilikle eşleştiriliyor. Aile yük gibi gösteriliyor. Sadelik yoksullukla karıştırılıyor. Ardından şu cümleler geliyor: “Bak din oldu, neler yaşandı.” “Bak modernite geldi, neler oldu.” “Bak insanlar maddeye bağlandı, sonuç ortada.” İnsan elindekini kaybediyor ama yerine insanı gerçekten ayakta tutacak bir şey konmuyor. Sadece büyük bir boşluk kalıyor. İnsan boşlukla uzun süre yaşayamaz. Tutunacak bir anlam arar, bir yön arar, huzur arar. Tam bu noktada sistemin ikinci hamlesi gelir. Güçlü bir söylem ortaya çıkar. “Doğru insanlar”, “seçilmişler”, “hakiki yol”, “gerçek taraf”. İnsanlara “evet, sen özelsin” denir. Yorgun insan için bu çok caziptir. Çünkü aidiyet hissi, yorgunluğu kısa süreliğine unutturur. Ama bu da bir çözüm değildir. Bu da insanı özgürleştirmez. Sadece başka bir kalıba sokar. Bireyi evriltmez, hizaya getirir. Bugün tanık olduğumuz ahlaki yorgunluk tam olarak bu döngünün sonucudur. İnsanlar kötü olduğu için değil, çok fazla şeye zorlandığı için yoruluyor. Sürekli bir şeye maruz kalmak, sürekli bir şeye ikna edilmeye çalışılmak, sürekli bir hayat biçimine yönlendirilmek insanı tüketiyor. Bu yüzden kötülük artık şok edici değil, tanıdık. İnsanları asıl yoran şey vahşet değil, vahşetin sıradanlaşması. Savaş görüntülerine bakıp birkaç saniye sonra hayatına devam edebilmek. Çocukların acısına üzülüp hemen ardından başka bir videoya geçebilmek. Bu basit bir duyarsızlık değil. Bu ahlaki yorgunluk.

Bu durumu tarif etmek için belki de en doğru ifade şudur: Civilized Savagery. Medeniyet diliyle konuşan bir vahşilik. Her şey düzgün görünüyor. Teknoloji var, haklardan söz ediliyor, özgürlük kavramı dolaşımda. Ama davranışlara baktığımızda insan daha sabırsız, daha kaba, daha kayıtsız. Başkasının sınırını hesaba katmak zor geliyor. Empati yorucu bir eyleme dönüşmüş durumda. Barbarlık geri dönmedi. Barbarlık, kendini modern bir dille ifade etmeyi öğrendi.

Bu noktada insanın neden bu kadar yorulduğunu sormak gerekiyor. İnsan tatmin olmadığı için mi böyle, yoksa yanlış şeylerle doldurulduğu için mi. Modern dünya insana sınırsızlık vaat ediyor. Sonsuz eğlence, sonsuz tüketim, sonsuz cinsellik, sonsuz seçenek. Alkol, madde, yemek, hız, haz. Hepsi sınırsız. Ama insan sınırsızlıkla mutlu olan bir varlık değil. Aksine, sınırsızlık insanı bıktırır. İnsan tatmin olacak bir varlık değildir ama doğru dozda yaşadığında huzur bulur. Her şeyin bir anda sofraya konduğu bir dünyada insan doyabilir ama tatmin olamaz. Bir yemeği hapur hupur yediğinizde sadece karnınız doyar. Ama yavaş yavaş, çiğneyerek, tadını alarak yediğinizde keyif alırsınız. Hayat da böyledir.

Her şeyin hızla tüketildiği bir dünyada insanın merak duygusu ölür. Merak yoksa bağ kurmak da yoktur. Bağ kuramayan insan nereye giderse gitsin yabancı kalır. Göç eder, kimlik değiştirir, inancını değiştirir ama içindeki boşluk değişmez. Bu yüzden bugün insanlar nereye kaçacağını bilemiyor. Çünkü sorun mekân değil. Sorun maruz kalma biçimi. İnsan her yerde aynı baskıyla karşılaşıyor. Sadece dili değişiyor. Bir yerde din adına sınırlar çiziliyor, başka bir yerde modernlik adına sınırlar siliniyor. Ama iki durumda da insanın kendi ritmini bulmasına izin verilmiyor. Ya bastırılıyor ya da savruluyor. Oysa insanın ihtiyacı ne bastırılmak ne de başıboş bırakılmak. İnsanın ihtiyacı ölçü. Nezaket bu yüzden önemli. Başkasının alanını gözetmek, yavaşlamak, sınır bilmek, her şeyi hemen tüketmemek. Bunlar nostaljik değerler değil. Bunlar insanı koruyan temel refleksler. Bugün küresel ölçekte yaşanan krizin temelinde bu var. Evrensel bir kültür oluşmadı. Onun yerine standartlaştırılmış bir tüketim dili yayıldı. İnsanları hizaya sokan ama inceltmeyen bir düzen kuruldu. Kalbe dokunmak yerine dürtülere hitap eden bir dünya inşa edildi.

Oysa insan küçük şeylerle yaşama tutunur. Küçük sürprizlerle, merakla, yavaşlıkla, bir şeyleri bekleyerek elde etmekle. Hayatı sindire sindire yaşamakla. Sürekli uyarılan, sürekli hızlandırılan, sürekli daha fazlasına çağrılan bir insan, bir noktadan sonra hiçbir şeyden keyif alamaz. Ahlaki yorgunluk burada derinleşir. İnsan doğruyla yanlışı bilmiyor değildir ama bu bilgiyi taşıyacak gücü kalmamıştır. Çünkü her doğru bir bedel ister, her itiraz yorucudur, sessiz kalmak daha güvenlidir.

Bu yüzden bugün dünyanın en büyük problemi kötülük değildir. En büyük problem, hiçbir şey olmamış gibi devam edebilme halidir. İnsanlar vahşi olduklarını düşünmez çünkü her şey gerekçeli, açıklamalı, paketlenmiştir. Ama sonuç değişmez. İnsan incinmeye devam eder. Belki de artık şunu kabul etmek gerekir. İnsanlığı kurtaracak olan yeni bir ideoloji, yeni bir dogma ya da yeni bir seçilmişler listesi değildir. İnsanlığı koruyacak olan şey, zorlamadan oluşan ortak bir kültürdür. Nezaketin, ölçünün, yavaşlığın ve merakın ciddiye alındığı bir zemin.

Belki de bugün yapılabilecek en radikal şey budur: Hızı kutsamamak, fazlayı yüceltmemek, her şeyi hemen tüketmemek. Yavaşlamak, azaltmak, sindirmek. Merakı canlı tutmak. Ve bütün bunları bir ideolojiye dönüştürmeden, sadece insan kalmayı hatırlamak.N

Nurcan Kıral

Yazar Hakkında

NURCAN KIRAL
NURCAN KIRAL

En az 10 karakter gerekli