• Dunya News
  • SEVGİLİ BİRİCİK ‘MEKTUBU’ KAYBETTİK

SEVGİLİ BİRİCİK ‘MEKTUBU’ KAYBETTİK

ABONE OL
January 19, 2021 11:22
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Berlin’deki yakınım “koronayı sıfırladık diye pek de sevinmeyin, geçen yazı bizde çok rahat geçirmiştik, kışın salgın feci şekilde arttı ve şu an her gün yığınla insan ölüyor virüs salgınından. Sizin oralarda yaz bitince yeniden artabilir” dedi.

Valla yaşantımız fıkra gibi ”tenya bağırsakta olur, bağırmasak da” misali. Korona konuşmaktan, haberlerinden bıktık usandık, yorulduk. İnsanoğlunun bir şeye azami konsantre olmasının da bir kapasitesi sınırı var. Şu an itibariyle Victoria da kapalı yerlerde maske takma mecburiyeti var. Hasta sayısı sıfır. Ama yakında tatiller bitecek herkes okuluna işine dönecek, ondan sonra ne olacağı konusunda herkesi tedirgin gördüm. Allah yardımcımız olsun. Madalyonun öteki yüzüne bakalım, ortalığı naylon torbalardan koruyalım kurtaralım derken baktığım her yerde atılmış maskeler görmeye başladım. Bazı insanların pervasızca etrafa maske birazda plastik eldiven atıp durmaları hiç hoş değil. Kullanmadığımız maskelerin yeri sokağın ortası değil çöp kutusu olmalı.

Eve misafir gelir telefonu elinde, misafir gidersin telefon elinde

Haberleşme imkanları arttıkça dünya da küçüldü sanki bir köy gibi oldu. Bir yerde bir şey oluyor her yerde duyuluyor. Ve bir müddet o mevzu hepimizi meşgul ediyor. Şimdilerde konumuz haberleşmeyle ilgili. Cep telefonunu elimize aldığımızda hangi haberleşme sistemi daha iyi daha güvenli. Koronadan sonra tek derdimiz bu oldu sanki. Salgından önce bir gencimiz Tayland’da gezerken yepyeni cep telefonunu kenardaki lağım çukuruna düşürüyor. Pisliğin içinden çıkarasıya kadar baya uğraşıyorlar. Sonuç, caanım resimler, telefon numaraları hatıralar hepsi affedersiniz b.. olmuş. Bizimkiler uzak bir yerlere gideceğinde dayanamıyorum bir kağıda önemli bir kaç telefon numarası yazıp ellerine tutuşturuyorum. Ola ki telefonunuzu unutursanız helada başınız gelmesin diyorum. Fena alıştık cep telefonlarına. Eve misafir gelir telefonu elinde, misafir gidersin telefon elinde, herkes oya dantel işler gibi olduğu yerde değil başka alemlerde.

Benim ne güzel mektuplarım vardı. Kendimi bildim bileli arkadaşlarıma, anneme babama hiç üşenmez ihmal etmez güzel güzel mektuplar yazardım. Bize mektup ve zarfını yazmayı üzerine pul yapıştırıp yollamayı ilkokulda öğretmişlerdi. Mektup yazmaya başlayacağım her beyaz sayfa yeni bir hikaye yeni bir hatıra olarak heyecan verirdi bana. Mektupları sorumluluk duygularıyla saygılı sevgili hürmetli yazardık. Mektubu alanı incitmemeye azami dikkat eder ona ve oradaki herkese mektubun başında ve sonunda selamlarımızı mutlaka yollardık. Mektubumuzda karalamalar olmaması için mektubu düşünerek tartarak kelimeleri cümleleri itinayla seçerek yazardık. Önceleri kurşun kalemle sonra dolma yani mürekkepli kalemle daha sonraları tükenmez kalemlerle yazmaya başladık. Mektup köyden gidiyorsa doğanları, ölenleri, köyden haberleri bir bir sıralar mektubu alanı her şeyden haberdar ederdik. Almanya’ya gidecekse, çok duygusal olurdu satırların arasına pıt pıt gözyaşlarımın düştüğü olurdu. Sonraları haftada bir sevdiğime de seviyeli uzun mektuplar yazdım. Onun ne zaman geleceğini soran, evimizden bizden anlatan güldüren neşeli şeyler. Ninemin yazması yoktu bir sefer onun ağzından oğluna mektubunu yazıverdim, daha çok sevdi beni ninem. Bir gün Bergama’da gezerken yaşlı karı koca turistlerle tanıştım. Uzunca bir zaman her ay Almanca mektuplaştık onlarla.

Mektup için posta kutusunun camını kırmıştık

Birisi size “müjdem var, müjdemi isterim” derse bu genelde size bir mektup gelmiş demekti. Herhangi birinden mektup almak çok mutluluk vericiydi. Mektup zarfı itinayla yırtılır mektubu evdeki herkes okurdu veya dinlerdi. Mektuplar asla gizli olamazdı. Eskiden okullarda güzel yazı dersimiz olurdu. Bu güzel yazmalara mektubun zarfında ve mektup satırlarında okunaklı olmasına çok dikkat ederdik. Eski insanlardan okula gidenlerin yazıları her zaman inci gibi çok okunaklı ve güzel olurdu. Babam  yıllar önce babasının daha sonra annesinin ölüm haberini evimize gelen mektuplardan öğrendi. Berlin’deyken bir gün annemlerin işten gelmesini bekleyemedik mektup gelmiş diye posta kutusunun camını kırmıştık. Babam biraz kızmıştı bize. Memleketten, akrabalardan mektuplarımız gelirdi. Bu mektuplar hep bir kaç hafta masada durur çevirip çevirip bir daha okurduk. Babam ve annem mutlaka onlara  cevap yazarlardı.

İşte burada üzülerek size onu haber verecektim.  Hayatımızda çok müstesna yeri olan sevgili biricik mektubu kaybettik. Yazık, artık hiç mektubumuz gelmeyecek, bizde mektup yazamayacağız.

Hepinize sağlıklı mutlu güzel günler dilerim.      

Pembegül Abla

 

Yazar Hakkında

admin
admin

En az 10 karakter gerekli