Emrah Yağlı – Amerikan Tıraşına Son

0
36

Merhaba değerli Dünya okurları. Bu hafta sizlerle göçmenlikten eğitime çok farklı konular paylaşmaktı niyetim ki Türkiye’deki para piyasalarında yaşanan ne olduğu belirsiz çalkantılar gündemimize oturana kadar.

Evet, hepimizin gözü kulağı bu konuda kilitlenmiş durumda. Sabah akşam yatıp kalkıp dövizdeki hareketliliğe bakıyoruz. Birdenbire ani yükselişe geçen Amerikan Doları, Euro ve tabi buna bağımlı olarak altından, petrole aklınıza gelebilecek her şeydeki ani yükselişi hayretle izliyoruz.

İşin birçok boyutu var. Ekonomimiz açısından deprem etkisi yaratan bu olay karşısında el ovuşturup parasının katlandığına sevinenlerin yanı sıra son bir kaç haftada dövizle alış veriş yaptığı için kepenk kapatanların durumu içler acısı. Yani sabah 3 liraya aldığını, öğleden sonra beşe mal eden ve aradaki farkı fiyatlarına yansıtsa batacak olan binlerce insanın umutsuzluk boyutu bir tanesi.

Diğeri yaşananların ciddiyetinin farkına varamamış, sağda solda dolar yakıp protesto ettiğini sanan aymazların durumu ki bence en trajik komik olanı bu. Bana ne dolardan ben TL kullanıyorum diyerek girdiği benzin istasyonunda sabah farklı, akşam farklı ve zamlı fiyatla karşılaşınca benzinciye kafa atmaya çalışan yurdum insanı yaşananları tutuklu ABD’li rahibe bağlayıp, sanki yarın adamı iade etsek dolar iki liraya düşecek ve hem ekonomi hem devlet kurtulacak sanıyor.

İşin kötüsü sokaktaki insandan devletin en tepesine kadar kimse gerçekten ne olduğu konusunda tam bir bilgiye sahip değil.

Şöyle bir geriye dönüp baktığımızda çok değil mesela son bir yıla, ülke ekonomisinin tamamının yapılan yollara, köprülere, tünellere, gayet iyi gittiğini savunanların sayısı hiçte az değil. Satılan her öz kaynakla ilgili soru sorulduğunda yol, köprü baraj bunlar için satıyoruz cevabının aslında çok havada kaldığını şimdilerde daha net görebiliyoruz.

Tüm ülke çapında üretimin neredeyse sıfıra indiğini, samandan iğneye, fındıktan ete her şeyi dışarıdan aldığımızı düşünecek olursak bu günlere gelmemiz aslında sürpriz değil bence. İç piyasayı dize getirmek için, yabancı sermayeye aklınıza gelecek her alana soktuğumuz için, fiyatları da onlar belirledi, doları da indirip çıkarmakta hiç zorlanmadılar.

Şeker fabrikalarımızda çıkan şekeri, buğdayı, unu bize karşı kullanan yabancı sermaye bu günlere gelmemizde oldukça pay sahibidir diye düşünüyorum. İnşaata kullandığımız demiri, dün 10 dolara, bugün 14 dolara, yarın 20 dolara alacak olan girişimci, zaten alım gücü yeterince düşük olan tüketiciye bu fiyat farkını yansıtmamak adına dokuz takla atmaktadır. Dövizle alış veriş yapan herkesin gözüne kara bir perde inmiş durumda.

Alınacak önlemler çok kısa dönemde Türkiye’nin rahat nefes almasını sağlayacak gibi görünmüyor. Yani bu yara çabuk kapanmayacak gibi. Uzun vadede adam akıllı ekonomik atılımlar yapılırsa bir şeyler değişir. Ne gibi?.

Bir kere ne olursa olsun üretime geri dönüş yapılıp dışa bağımlılığa son vermeliyiz. Vermeliyiz ki her kafası bozulan nasıl olsa unu da, petrolü de, çiviyi de, boyayı da bizden alıyorlar istediğimiz şekilde zam yapıp dövizi artırıp diz çöktürürüz mantığından çıksınlar.

Kendi iç piyasamızda yabancı paranın bu kadar rahat dolaşması, kendi paramızın değerine güvensizlikten kaynaklanıyorsa buna yönelik yaptırımlarda bulunmak gerekir. Gittiğimiz her yerde kiralık daireden, otel konaklama bedeline, inşaat malzemesinden, araba lastiğine her şey dolar Euro bazında isteniyorsa devletin buna acil müdahalesi kaçınılmaz.

Dışarıdan aldığımız her şeyin karşılığını bu para birimlerinden ödüyoruz diye satarken de aynı yöntemi izlemek işte bu geldiğimiz noktaya gelmemize sebep oluyor. En önemlisi Dolardan Euro’dan nemalanan ve kazandığı paraya sevinenler, aslında çocuklarının geleceğini, bu ülkenin geleceğini ipotek altına aldıklarının farkında değiller.

Diyelim bankadaki beş bin dolarınız bir haftada üç yüz dolar kazandı. Dışarı çıktığınızda kazandığınız üç yüzün yansıması, petrolden demire gelen zamla zaten silinmiş oluyor bu neyin kazancı nasıl hesap neyin sevinci anlamadım. Ha bu ülkede yaşamazsın, seni hiç ilgilendirmez petrol metrol sadece paranın katlanmasına bakarsın o başka. Orada da bu ülkede yaşayan elli altmış milyon garibanın vebali sorunu

çıkar ortaya ki bence büyüktür altından nasıl kalkılır bilinmez.

Zaten şu anda da krizden en çok etkilenen kesim sabit geliri giderek eriyen orta gelirliler. Yani yükün büyüğünü kaldıran kesim. Ödediği vergiyle, zor şartlarda çalışmasıyla çoluk çocuğuna gelecek hazırlamaya çalışanlar en çok korku yaşıyor. Yoksa kriz Bodrumda Marmaris’te yatında güneşlenen köşe dönücülerin, her devrin adamlarının, devlete ihalelerle, öyle ya da böyle sırtını dayayanları çokta umurunda değil inanın. Onların derdi bu krizden en Karlı nasıl faydalanırız.

Cumhurbaşkanının TL kullanın, dış sermayeye meyil vermeyin uyarılarına piyasaları sahte krizlerle bunaltmayın uyarılarına karşın, ne kadar milliyetçi, Türkiye sevdalısı varsa kan emiciliğe devam ediyor. Döviz bürolarının önünde uzayan kuyruklarının vazgeçilmezleri onlar. Sanki ülke batsa gidebileceği başka bir yer var cebindeki dolarla. Herkes günübirlik yaşayıp çalışmadan nasıl rahat yaşarım derdinde.

Yapılan yollarla köprülerle, gelişen hayat standardımızı kendi lehimize olan bir ekonomik kalkınma politikasıyla yukarıya tırmandırmazsak, bundan sonrada bu konuları çok konuşuruz.

Avrupa’nın en büyük tüketim merkezlerinden biri olduğumuz düşünülürse aslında hiç kimsenin bizi kaybetme, silme gibi bir lüksü olamaz. Sadece bu gibi ekonomik yaptırımlarla kendilerine daha fazla bağımlı yapmaktır istekleri.

Coğrafi olarak da konumumuzun ne kadar önemli olduğunu düşünürsek birçok yönden ibreyi kendi lehimize çevirebilmemiz mümkündür. Tabi aklıselimle, dostumuzu düşmanımızı iyi seçerek, kendisine bile hayrı olmayan Araplardan medet ummayarak başlamalıyız bence.

Kurtuluşumuz gerçekçilikten geçiyor dostlar, şapkayı önümüze koyup iyi düşünüp hareket etmeliyiz ülke olarak, başka çaremiz yok, başka TÜRKİYE’MİZ yok!!!

Dostça kalın…

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu bırakın!
Lütfen isminizi girin