RAMAZAN GÜNLERİNDE BİZ
Hiç unutmam sıcacık bir ramazan ayıydı, kapı çalındı, bir baktım, çok kıymetli karşı komşum gelmiş. Elindeki kocaman bir tabak dolusu keki bana uzattı “pembegül hanım bu keki çok yapmışım, bitiremedik. Siz kalabalıksınız diye sana getirdim” dedi. İftara misafirlerim gelecekti ve tatlım hazırdı, yine de teşekkür edip aldım. Akşam işten gelince dilimlenmiş limonlu kek eşimin dikkatini çekti, “bunun üzerine bir şerbet döksek ne güzel revani tatlısı gibi olur” diye bana akıl verdi. İsraf haram olduğu için üşenmedim limonlu kekleri güzel bir tepsiye sıraladım, üzerine hafif bir şerbet kaynatıp döktüm. Akşam misafirler gelince benim sütlacın yanına şerbetli kekten de koydum. Abboo… hiç ummazdım, herkes çok beğensin, tarif isteriz diye tuttursun mu? Ne diyeceğimi şaşırdım “valla bu tatlının tarifi biraz müşkülatlı… önce komşunuzdan bir tabak limonlu kek gelmesi lazım… Sonra üzerine şerbet..” falan derken komşudan gelen kekten tatlımız unutulmaz lezzette çok tatlı oldu yani.
Ne güzel bir Ramazan ayına daha girdik, Allah kabul eylesin İnşallah. Oralarda kış mevsimiyken buralarda yaz mevsimine denk geldi, Mevlam hepimize katından kolaylıklar versin. Yıllar önce Ramazan ayı Avustralya’da kızgın yaz günlerine denk geldiğinde buralardaydık. Hem işe gider hem de çocuklarla falan oruçlarımızı tutardık. Kimisi orucunu iş yerinde açar, bazı çalışanlarda sahurunu çalışırken hallederdi. İftar saatleri saat sekizden sonraya denk geldiği için Kıbrıs camisinde kılınan teravih namazından evimize saat on birden sonra anca gelebilirdik. Ne ki o günlerden bu günlere aklımızda tatlı hatıralar kaldı. İşsiz olduğum bir günde denemek için yakındaki marul tarlalarına çalışmaya gittim. Aman Allah’ım, hava feci şekilde sıcaktı, çok zorlandım. Saat bir civarında olacak paydosu, eve gelmeyi, gölgede dinlenmeyi iple çektim. Eve geldim serin bir yere attım, dinleniyordum ki eşim geldi. Rahatlığıma hayretle “bu akşam bizim iftar davetimiz yok muydu” demesiyle benim şimşek gibi yerimden fırlamam bir oldu. Yorgunluktan davetimi unutmuştum. Huyum kurusun eller gibi buzluklarda yemek biriktirme huyum hiç olmamıştır. O gün tencerelerin hepsini birden ocağa koyduk, Allah ne verdiyse güzel güzel pişirip davet yemeklerimizi vaktinde hazır ettik, çok şükür. Melbourne Ramazan günlerinde iftara gideceğini unutan veya benim gibi misafiri geleceğini unutan çok olur. Hatta iftara davetli olduğu evi başka davetle karıştırıp yanlış evlerin kapısına dayananlar hatıralarını gülerek anlatırlar. En sıcak yaz günlerinde yaşadığımız Ramazan günleri ummadığımız sürprizlerle geldi geçti hayatımızdan.
Hafta sonu güzel bir yaz akşamında teravih namazından çıktık, komşu hanımlarla bize çay içmeye geldik. Çay pişerken şu iri olanlardan bir tabak hurma yıkadım getirdim. Hep beraber konuşup gülüşürken ağzında hiç dişleri olmayan yaşlı komşum hurmalardan kaç tane yedi meçhul. Bir ara “hurmalar çekirdeksiz çekirdeksiz, ne güzelmiş, yumuşacık” dedi. Bir an inanamadım, diğer hanımlara baktım, “ablacığım o hurmaların hepsi çekirdekli dikkat et” dedim ama o çoktaan birçok hurmaları çekirdekleriyle beraber yutmuştu. Hepimizi bir gülme tuttu. O günden sonra o komşuma her hurma ikram ettiğimde “dikkat et, bunlar çekirdekli” diye uyarıp o günü hatırlarız.
Bir bacım oruçluyken güzelce tarhana çorbası yapmış iftara hazır etmiş. O sırada bebeğine ılıkça bu çorbadan içirmeye başlamış, bebek içmemek için kafasını sağa sola çevirdikçe “iç bebeğim… bu çorba sana çok faydalı” diyerek bir kase çorbayı bebeğe zorla içiriyor. Akşam çorbayla iftarlarını açtıklarında çorbanın acılı tarhana olduğunu farkediyor.. ‘eyvah’ falan oluyor ama too late. Bir ablamın misafirlerine iftarlık yemek hazırlarken yaşadığının benzeri yok bence. Ocakta et kavrulurken oruçlu olmayan amca mutfağa giriyor, yemeği bir karıştırıyor, tuzsuz olduğunu fark ediyor. Hanımına yardım olsun diye etin tuzunu atıp karıştırıyor. Allahıım.. amca tuz diye yemeğe şeker dolduruyor, ablada tuzunu koyunca dananın kuyruğu kopuyor tabi.
Soğuk bir ramazan ayında köyümüzdeydik. Kuzenlerle falan bir sürü çocuğuz. Siz orucunuzu bozarsınız diye bizi sahura kaldırmazlardı ama bizlerde çok isterdik yani. Bir gün nasılsa imana geldiler bizim de sahura kalkıp büyüklerimizle yemek yememize izin verdiler. Tarif edip tembihlediler vee oruç tutmaya niyet ettik. Sabah yatakları topladılar, bütün çocuklar oruçluyuz. Hava soğuk ve karlı, dışarı çıkarmıyorlar. Küçücük odada yapacak hiçbir şey yok, dolanıp duruyoruz. Bir ara penceresi gayet yüksekte dışarıyı göremediğimiz pencere çıkıntısına yöneldik. Serili gazetenin üzerine biraz çay şekeri dökülmüş. Yaklaşık sekiz çocuk ıslak parmaklarımızı çay şekerine batırıp neşeyle yalamaya başladık. Gazetenin üzerinde bir damla çay şekeri kalmadı hepsini yaladık yuttuk. İçeriye giren abla “anaa..naapıyonuz..siz oruçlusunuz” diye bize bağırınca kendimize geldik, şekerin tadı dillerimizde ne yapacağımızı hiç bilemedik. Bilgi verende olmadı. Ne güzel hevesle oruç tutacaktık “Hepiniz şeker yaladığınız için orucunuz bozuldu” dedi abla.
Ne diyecektim, Hoş geldin ya Şehri Ramazan
Pembegül Abla