OKULLAR AÇILIRKEN
Victoria eyaletinde okulların açılmasına çok az bir zaman kala bazı veliler çocuklar okula başlamadan işe başlamak durumunda kaldılar. Bu durumda olan tanıdığım bir veli benden bir günlüğüne üç tane ilkokul talebesi çocuklarına bakmamı istedi. Daha önceden bahsetmiştim, çocuklarla ilgili çalışacaklar için Avustralya da mecburi olan Working With Children Check belgem var. Çocukları çok sevdiğimden bu isteği memnuniyetle kabul ettim. Evimizden baya uzakta oturan ilkokul talebesi, Türk ama Türkçe bilmeyen bu şirin çocuklarla iyi bir gün geçirmeye gittim.
Ben vardığımda anne-baba çoktan işlerine gitmişlerdi. Önce ne yiyeceklerse hazırlayıp beraber bir kahvaltı yaptık. Kahvaltı sırasında onlara biraz İngilizce biraz Türkçe eşimin neşeli bir çocukluk hatırasından anlattım. Eskiden köylerde domates sadece yaz mevsiminde yetişirdi. Yaz mevsiminin henüz gelmediği bir günde mahallenin bütün çocukları ortalıkta oynayıp eğlenirlerken yakınlarındaki anayoldan üzeri domates kasalarıyla yüklü bir kamyonet geçiyormuş. Hafif tümsekten kamyonet sarsılınca kasadan yere kocaman kırmızı bir domates düşüyor. Kamyonetin geçişine ilgiyle bakan her yaştan birçok çocuk yere düşen domatesi aynı anda görüyorlar. Kapı önlerinde oturan annelerin meraklı bakışları altında çocukların hepsi yere düşen kırmızı domatesi kapmak için mücadeleli bir koşuya başlıyorlar. Etrafındaki bütün çocukları arkasında bırakan eşi, yerdeki olgun kırmızı domatesi kaptığı gibi hemen bir ısırık atarak hem birinciliği hem de domatesi kapıyor. Kahvaltılarını nazlanmadan yapan çocuklar bu gayet hatırayı ilgiyle dinlediler.
Anne ve babaları onları ne güzel alıştırmış, güzelce sofrayı topladılar, masayı sildiler bana “bir istediğim var mı” diye de sormayı ihmal etmediler. Onları faydalı bir şeylerle meşgul etmezsem hemen tabletlerini alıp bir kenara geçeceklerini tahmin ettim. İlkokul seviyesindeki bu şirin akıllı çocuklara “ben bugün sizinle resim yapmak istiyorum, haydi resim yapalım” dedim. Çok sevindiler, kağıtlarla beraber kocaman bir kalem çantası getirdiler. Bezden çantada yığınla karışık cinsten boyalı boyasız çeşit çeşit kalemler karmakarışık vaziyetteydiler. “Durun önce bu kalemlerin çalışanlarını ve çöpe atılacakları beraber bir seçelim ondan sonra resim yapalım” dedim hemen itaat ettiler. Ucu kırıkların uçlarını kalemtıraşla açtık, çöpe atılacakları seçtik. Onlara “siz ne kadar şanslısınız birçok kaleminiz var, biz okula giderken kimsenin bu kadar çok kalemi yoktu” dedim. “Bu torba gibi iki tane daha dolu kalemlerimiz var” dediler. Böylece kalemlerin hepsini masaya döktük hem seçtik hem de muhabbet ettik. Maşaallah hiç bıkmadılar, yanımdan ayrılmadılar, bende onlara Yahya’nın hikayesini anlattım. Merak edenler bakabilir, daha önceden “Yahya Okula Neden Gelmiyor” isimli gerçek hayattan bir yazım vardı. Arkadaşları adıyla alay ettikleri için okula gelmek istemeyen Yahya hakkında konuştuk. Okulda birisiyle alay etmek, dalga geçmek, kusur bularak kalbini kırmak ayıptır, günahtır. Allah kalp kıranları sevmez diye nasihatler ettim. Yıllar sonra Yahya’nın kendisine okulu sevdiren öğretmeniyle telefonda görüştüklerinden bahsettim çocuklar çok ilgilendiler, onların da okulda alay etmeyle ilgili anlatacakları ilginç hikayeleri vardı.
Çocuklar benim okul hayatımdan sordular. Güllük gülistanlık bir eğitim hayatım hiç olmamıştı, bazı öğretmenlerin bize kötü davrandığından dürüstçe biraz bahsetmek zorunda kaldım. Lunch Box yani okula götürdükleri yiyecekler hakkında da konuştuk. Bizler okula giderken genelde evden karnımız tok gider okula hiç yiyecek götürmezdik. Alamayan, yiyemeyen varsa diye okula her yiyeceği götüremezdik. Israr edip götürdüğümüz hoş bir yiyeceği arkadaşlarımıza da ikram edelim paylaşalım diye hep tembihlenirdik. Şimdilerde bizim çocukluğumuzdan farklı olarak Avustralya da okulda yenecekler konusunda daha farklı bir anlayış ve düzen hakim. Okullara alerji yapma ihtimali olan fıstık cinsinden yiyecekler götürülemez. Yine alerji olma ihtimaline karşı çocuklar yemeklerini paylaşamazlar gibi uyulması gereken ciddi kurallar var yani. En basitinden fıstığa alerjisi olan bir çocuğa fıstık vermek ölümüne sebep olabilir Allah korusun
Uçlarını sivrilttiğimiz kalemlerin içinde “Made in Germany” kalemlerinin ne kadar kaliteli olduğunu beraberce fark ettik, inceledik. Yığınla kalemtıraş ve silgileri ayırıp yan ceplere doldurduk. Birçok kaliteli güzel yazan tükenmez kalemleri, keçeli, pastel, kuru boya kalemleri vardı. Üç torba dolusu kalemi güzelce seçtik ayırdık yeni okul sezonuna hazır ettik. İşe yaramaz birçok kalem ve eski silgileri çöpe bastık. Çocuklara “bu kalemler bu sene size bol bol yeter, dilerim yeni kalem aldırmazsınız, israf haramdır” dedim. En güzel renkli boyama kalemlerini bir kenara seçip ayırmıştık, beraber resimde yapacaktık. Yığınla kalemin arasında sohbet ederken zamanın nasıl geçtiğini anlamadık ikindi vakti oldu, anneleri işten geldi. Böylece bütün talebelerimize başarılı bir okul yılı diliyorum.
Pembegül Abla