[{"data":1,"prerenderedAt":204},["ShallowReactive",2],{"$fMzp3RzxzjsErpL35dgHWQV_TRQ64Fe1MnqgMDgDA-JU":3,"applicationData":5,"$fN_Yhbw4YvAqIogeW9Um_qN-YuWmREeMJ7qZOg5a8AYI":97,"slug-news\u002Fturkiyeden-australiaya-uzanan-basari":122,"content-news\u002Fturkiyeden-australiaya-uzanan-basari":138,"$fSDDcmkInyECk3NAN08_xi825QB5lCD2j6K5qtC9pOVg":159},{"token":4},null,{"webSite":6,"company":83},{"navigationMenu":7,"pageSetting":78},[8,18,25,33,39,45,51,57,62,67,73],{"id":9,"companyId":10,"name":11,"pageId":12,"type":13,"parentId":4,"slug":14,"status":15,"sort":16,"parent":4,"items":17,"page":4},78,"98d1679c-1dc6-4c11-bfd5-c3e0cfebd8a3","Anasayfa",65,4,"home",true,0,[],{"id":19,"companyId":10,"name":20,"pageId":21,"type":22,"parentId":4,"slug":23,"status":15,"sort":16,"parent":4,"items":24,"page":4},79,"Gundem",66,5,"gundem",[],{"id":26,"companyId":10,"name":27,"pageId":28,"type":29,"parentId":4,"slug":30,"status":31,"sort":16,"parent":4,"items":32,"page":4},97,"News",81,1,"news",false,[],{"id":34,"companyId":10,"name":35,"pageId":36,"type":13,"parentId":4,"slug":37,"status":31,"sort":16,"parent":4,"items":38,"page":4},98,"Gazete",83,"gazete",[],{"id":40,"companyId":10,"name":41,"pageId":42,"type":29,"parentId":4,"slug":43,"status":31,"sort":16,"parent":4,"items":44,"page":4},99,"Kose yazisi",85,"kose-yazisi",[],{"id":46,"companyId":10,"name":47,"pageId":48,"type":13,"parentId":4,"slug":49,"status":31,"sort":16,"parent":4,"items":50,"page":4},100,"Kose Yazilari",84,"kose-yazilari",[],{"id":52,"companyId":10,"name":53,"pageId":54,"type":13,"parentId":4,"slug":55,"status":15,"sort":16,"parent":4,"items":56,"page":4},101,"Hakkimizda",87,"hakkimizda",[],{"id":58,"companyId":10,"name":59,"pageId":4,"type":13,"parentId":4,"slug":60,"status":31,"sort":16,"parent":4,"items":61,"page":4},102,"gizlilik politikasi","gizlilik-politikasi",[],{"id":28,"companyId":10,"name":63,"pageId":4,"type":13,"parentId":4,"slug":64,"status":31,"sort":65,"parent":4,"items":66,"page":4},"Spor","spor",2,[],{"id":68,"companyId":10,"name":69,"pageId":70,"type":13,"parentId":4,"slug":71,"status":15,"sort":13,"parent":4,"items":72,"page":4},80,"Yazarlar",86,"yazarlar",[],{"id":74,"companyId":10,"name":75,"pageId":4,"type":13,"parentId":4,"slug":76,"status":31,"sort":22,"parent":4,"items":77,"page":4},82,"Bize Ulasin","bize-ulasin",[],{"id":79,"companyId":10,"headerStyle":80,"headerBackgroundImage":4,"headerColor":81,"headerShowBreadcrumb":4,"footerStyle":4,"footerBackgroundImage":4,"footerSilhouette":4,"footerColor":4,"footerTextColor":4,"headerTextColor":82,"navigationTransparent":4,"footerLogo":4,"isCustom":15,"imageFooterSilhouette":4,"imageFooterBackground":4,"imageHeaderBackground":4,"imageFooterLogo":4},10,"Curve","#244182","#FFFFFF",{"id":10,"name":84,"logo":85,"email":86,"address":4,"phone":4,"sector":16,"isActive":31,"clientId":87,"facebook":88,"instagram":89,"google":4,"tiktok":4,"whatsapp":4,"createDate":90,"uberEats":4,"ico":91,"image":92,"abn":96},"Dunya News","a969b849-86e0-48c5-8189-b1088515aaf0","sydney@dunya.com.au","85d1c39b-4d07-41a6-b839-31ebee84ce64","AustraliaTurkishNews","DunyaGazetesiAu","2025-10-24T15:43:53.939163","2bb55743-324b-488e-9649-10075a79652e.ico",{"id":85,"fileName":93,"fileType":94,"altText":4,"height":16,"width":16,"sort":16,"createdDate":95,"companyId":10},"a969b849-86e0-48c5-8189-b1088515aaf0.png",".png","2026-07-12T14:44:37.898246","698 403 244",{"navigationMenu":98,"pageSetting":121},[99,101,103,105,107,109,111,113,115,117,119],{"id":9,"companyId":10,"name":11,"pageId":12,"type":13,"parentId":4,"slug":14,"status":15,"sort":16,"parent":4,"items":100,"page":4},[],{"id":19,"companyId":10,"name":20,"pageId":21,"type":22,"parentId":4,"slug":23,"status":15,"sort":16,"parent":4,"items":102,"page":4},[],{"id":26,"companyId":10,"name":27,"pageId":28,"type":29,"parentId":4,"slug":30,"status":31,"sort":16,"parent":4,"items":104,"page":4},[],{"id":34,"companyId":10,"name":35,"pageId":36,"type":13,"parentId":4,"slug":37,"status":31,"sort":16,"parent":4,"items":106,"page":4},[],{"id":40,"companyId":10,"name":41,"pageId":42,"type":29,"parentId":4,"slug":43,"status":31,"sort":16,"parent":4,"items":108,"page":4},[],{"id":46,"companyId":10,"name":47,"pageId":48,"type":13,"parentId":4,"slug":49,"status":31,"sort":16,"parent":4,"items":110,"page":4},[],{"id":52,"companyId":10,"name":53,"pageId":54,"type":13,"parentId":4,"slug":55,"status":15,"sort":16,"parent":4,"items":112,"page":4},[],{"id":58,"companyId":10,"name":59,"pageId":4,"type":13,"parentId":4,"slug":60,"status":31,"sort":16,"parent":4,"items":114,"page":4},[],{"id":28,"companyId":10,"name":63,"pageId":4,"type":13,"parentId":4,"slug":64,"status":31,"sort":65,"parent":4,"items":116,"page":4},[],{"id":68,"companyId":10,"name":69,"pageId":70,"type":13,"parentId":4,"slug":71,"status":15,"sort":13,"parent":4,"items":118,"page":4},[],{"id":74,"companyId":10,"name":75,"pageId":4,"type":13,"parentId":4,"slug":76,"status":31,"sort":22,"parent":4,"items":120,"page":4},[],{"id":79,"companyId":10,"headerStyle":80,"headerBackgroundImage":4,"headerColor":81,"headerShowBreadcrumb":4,"footerStyle":4,"footerBackgroundImage":4,"footerSilhouette":4,"footerColor":4,"footerTextColor":4,"headerTextColor":82,"navigationTransparent":4,"footerLogo":4,"isCustom":15,"imageFooterSilhouette":4,"imageFooterBackground":4,"imageHeaderBackground":4,"imageFooterLogo":4},{"pageData":123},{"id":28,"title":124,"seo":125,"type":127,"value":128,"hideBreadcrumb":31,"design":4,"headerDescription":4,"collections":129},"Gundem Detay Page",{"title":126,"description":126,"keywords":126,"hasData":15},"",3,"Contents\u002F31",[130],{"element":131,"variant":132,"id":133,"props":134,"childs":137},"CustomUINews","DetailArticleView",531,[135],{"name":136,"value":128},"Data",[],{"dynamicEntryValueId":13,"title":139,"slug":140,"description":141,"coverImageId":4,"viewCount":16,"createDate":142,"tag":4,"tags":143,"date":4,"sort":4,"categoryName":47,"categoryId":144,"totalCount":16,"author":145,"images":148,"files":158},"Türkiye'den Australia'ya Uzanan Başarı","news\u002Fturkiyeden-australiaya-uzanan-basari","\nDarüşşafaka'dan Australia Milli Takımı'na: Türk Kökenli Yahya Başaran Dünya Üçüncüsü Oldu\n\n\n\nİstanbul'da düzenlenen FIBA U17 Erkekler Basketbol Dünya Kupası'nda Australia forması giyen Türk kökenli Yahya Ahmet Basaran, bronz madalya yolculuğundaki performansıyla turnuvanın dikkat çeken isimlerinden biri oldu.\n\n\n\nİstanbul'da düzenlenen FIBA U17 Erkekler Basketbol Dünya Kupası'nda Australia, bronz madalya maçında ev sahibi Türkiye'yi 77-69 mağlup ederek dünya üçüncüsü oldu. Başarıda önemli pay sahiplerinden biri ise Australia Milli Takımı'nın Türk kökenli pivotu Yahya Ahmet Basaran oldu.\n\n\n\n29 Mayıs 2009 doğumlu olan ve 2.14 metre boyundaki Yahya Basaran, Türkiye'de Darüşşafaka altyapısında forma giydikten sonra ailesiyle birlikte Australia'ya taşındı. Kariyerini Basketball Australia Centre of Excellence bünyesinde sürdüren genç oyuncu, kısa sürede Australia U17 Milli Takımı'nın (Crocs) önemli isimlerinden biri haline geldi.\n\n\n\n17 yaşındaki pivot, Türkiye karşısındaki bronz madalya maçında 14 sayı, 10 ribaund ve 3 blokluk performans sergileyerek \"double-double\" yaptı ve takımının galibiyetinde önemli rol oynadı.\n\n\n\nAustralia karşılaşmaya hızlı başladı. İlk çeyreği 30-12, ilk yarıyı ise 49-32 önde tamamlayan Australia, Türkiye'nin ikinci yarıdaki geri dönüş çabasına rağmen parkeden 77-69 galip ayrılarak bronz madalyaya uzandı.\n\n\n\nAustralia kaptanı Luke Paul 19 sayı, 10 ribaund ve 7 asistle galibiyete damga vururken, William Hamilton 16 sayı kaydetti. Türkiye adına ise Ömer Kutluay'ın 32 sayılık performansı mağlubiyeti önleyemedi.\n\n\n\nUSA engelini aşamadılar\n\n\n\nAustralia, bronz madalya maçından bir gün önce yarı finalde turnuvanın favorisi USA ile karşı karşıya geldi.\n\n\n\nABD ekibi, fiziksel üstünlüğü ve geniş oyuncu rotasyonuyla Australia'yı 114-65 mağlup ederek finale yükseldi. Yahya Basaran ise güçlü rakip karşısında 6 sayı, 6 ribaund ve 2 blokla mücadele etti.\n\n\n\nUSA, finalde Serbia'yı mağlup ederek FIBA U17 Erkekler Basketbol Dünya Kupası şampiyonu oldu.\n\n\n\nTurnuvanın en başarılı uzunlarından biri\n\n\n\nYahya Basaran, turnuva boyunca Australia'nın en istikrarlı oyuncularından biri olarak öne çıktı.\n\n\n\nYedi maçta;\n\n\n\n\n67 sayı\n\n\n\n55 ribaund\n\n\n\n16 blok\n\n\n\nMaç başına 9,6 sayı\n\n\n\nMaç başına 7,9 ribaund\n\n\n\nMaç başına 2,3 blok\n\n\n\nYüzde 60,4 saha içi isabet oranı\n\n\n\n\nİstatistikleriyle oynayan genç pivot, Australia'nın en çok ribaund alan ve en fazla blok yapan oyuncusu oldu.\n\n\n\nBasaran turnuva boyunca iki kez \"double-double\" yaparken, çeyrek finalde Canada karşısında kaydettiği 12 sayı, 11 ribaund ve 5 blokluk performansıyla takımını yarı finale taşıyan isimlerden biri oldu.\n\n\n\nHem Australia hem Türkiye'de yakından takip ediliyor\n\n\n\nTürk kökenli olması nedeniyle hem Australia hem de Türkiye'deki basketbol çevrelerinin yakından takip ettiği Yahya Basaran, genç yaşına rağmen uluslararası basketbolda gelecek vadeden uzun oyuncular arasında gösteriliyor.\n\n\n\nDarüşşafaka altyapısında başlayan basketbol yolculuğunu Australia'da sürdüren Basaran, FIBA U17 Dünya Kupası'ndaki başarılı performansıyla uluslararası basketbol kamuoyunun dikkatini çekti.\n\n\n\nAustralia ise turnuvada France, Cameroon, Türkiye ve Serbia'yı mağlup ederek yarı finale yükseldi. USA karşısındaki mağlubiyetin ardından bronz madalya maçında bir kez daha Türkiye ile karşılaşan Australia, organizasyonu dünya üçüncüsü olarak tamamladı. Yahya Ahmet Basaran da ortaya koyduğu başarılı performansla bronz madalya kazanan kadronun öne çıkan isimleri arasında yer aldı.\n\n\n\n\n","2026-07-12T01:26:28",[],"37",{"name":146,"surname":147},"Mustafa","Yilmaz",[149,154],{"sort":16,"image":150},{"id":151,"fileName":152,"fileType":153,"altText":4,"height":16,"width":16,"sort":16},"9af9e5a9-0b28-4d2f-a8a5-c2dc44a661da","83005-06a-1.jpg","image\u002Fjpeg",{"sort":16,"image":155},{"id":156,"fileName":157,"fileType":153,"altText":4,"height":16,"width":16,"sort":16},"da1e3d0c-f884-4c16-886b-9ba43e483013","83007-dunya22-1.jpg",[],{"totalCount":160,"items":161},36,[162,177,191],{"dynamicEntryValueId":163,"title":164,"slug":165,"description":166,"coverImageId":167,"viewCount":16,"createDate":168,"tag":4,"tags":169,"date":4,"sort":170,"categoryName":47,"categoryId":144,"totalCount":16,"author":4,"images":171,"files":176},6,"TELEVİZYONLU HAYAT","news\u002Fkose-yazilari\u002Ftelevizyonlu-hayat","\u003Cp>Koloniestrasse’nin üzerinde bulunan tek trafik lambasının hemen yanındaki iki katlı binada bulunan dişçiden geliyordum. \u003C\u002Fp>\u003Cp>Annem-babam işte olduğu için okuldan eve gelince yakınımızdaki dişçiye gitmem için tembihliydim. Allah’tan dişçi korkmadan gidebildiğimiz, işini acıtmadan yapan iyi bir doktordu. Dönüşte sokağın karşısındaki elektronik eşya satan dükkânın önünden eve gidiyordum. Yetmişli yıllarda her satış yerinin özenle döşenmiş vitrinlerine bakmadan geçmezdik. Hayatımda ilk defa televizyon gördüm. Ekranda, denizli, balıklı güzel manzaralı bir şeyler oynuyordu. Eve gideceğimi. Annemin merak edeceğini. Her şeyi unuttum, vitrine dayanıp TV’ye bakakaldım. Sinemadan çok farklı bir şeydi ve teypli radyoların, plakçalar aletlerinin arasında satılıktaydı. Kaç dakika geçti bilmiyorum ama vitrinden ayrılamadım, filimi sonuna kadar seyrettim sonra eve gittim. Evet, hayatımda ilk defa Berlin’de televizyon gördüm ve çok sevdim.\u003C\u002Fp>\u003Cp>\u003C\u002Fp>\u003Cp>&nbsp;&nbsp; Sonrasında memlekete giderken bir televizyon götürmeyi ihmal etmedik. O zamanda TV’lerin tepesinde uzunca bir anteni vardı. Fişi taktıktan sonra memleketin tek tv’sini seyredebiliyorduk.&nbsp; Evimize yerleştikten sonra bizde tv olduğunu duyan akrabalar, komşular bazı akşamları bize seyretmeye gelirlerdi. Sonrasında herkesin evinde televizyon olmazsa olmaz ev eşyalarından oldu. Belki evin buzdolabı yoktu ama tv mutlaka vardı. Televizyon çok kıymetli olduğu için hanımlar üzerine dantelden veya örgüden süslü örtüler örterek korumaya alırlardı.\u003C\u002Fp>\u003Cp>\u003C\u002Fp>\u003Cp>&nbsp;&nbsp;&nbsp; O yıllarda tv tamirciliği en kıymetli muteber işlerdendi. TV’lerin kumandası olmadığı için, birisi düğmesinden açacak veya kapatacak, sesini kontrol edecek, her şey manual idi. Bu durum bazen bozulmalara hatta “evin televizyonu patladı” haberlerine sebep olurdu. Bu yüzden TV’nin açık kalma süresi uzadıysa, “aman ısınmıştır, patlayabilir, biraz kapatalım, dinlensin” düşüncesinde olan çoktu. O günlerden kalma bir fıkra, Komutan garnizonda bütün askerlerini toplamış “elektronikten anlayanlar bir adım öne çıksın” demiş.&nbsp; Kocaman ordudan on beş kişi öne çıkmış. Komutan bu sefer “elektronik hakkında üniversiteyi bitirenler öne çıksın” beş kişi öne çıkmış. Komutan son olarak “elektronik hakkında yüksek eğitim yapanlar öne çıksın” diye anons edince sadece bir tane er öne çıkmış, Komutan o tek er’e “asker, bundan sonra garnizonun kantinindeki televizyonu sen açıp kapatacaksın” diye görev vermiş.&nbsp;&nbsp;\u003C\u002Fp>\u003Cp>&nbsp;&nbsp; Siyah beyaz yayın yapan TV programları sabah başlar akşam saat on 12’de İstiklal Marşıyla kapanırdı. Belli saatlerde haberler, hava durumu, sabah programları, yarışmalar, en eski Türk sinema filimler, sanat müziği falan seyrederdik. Amerikan filimleri, toplumun örf ve adetlerine uygun diye ayıp olma ihtimali olan sahneleri kesilerek sansürlü oynatılırdı. Hafta sonlarında Türkü programları, halk dansları, maç görüntüleriyle falan daha seyredilebilirdi. Memleketin tek kanalı olan TRT’yi bütün ev halkı ve varsa misafirlerle falan hep beraber seyrederdik. Sadece yılbaşı programları biraz uzun sürer, acayip elbiseler giymiş şarkıcılar, türkücüler, komedyenler sırayla çıkar halkı eğlendirmeye çalışırlardı. O zamanlarda evin büyüklerinde sadece iki endişe vardı. “Televizyon çok açık kaldı, elektrik parası çok gelecek” veya “evladım televizyona yakından bakma gözlerin bozulacak”. Sonuçta en az on yıl, salondaki tek TV’den ve tek bir kanalda ne varsa onu seyrettiğimiz için hiç problem, tartışma olmazdı. Kanal sayıları artınca “hangisini seyredeceğiz” tartışmaları o zaman başladı. Yaklaşık on yılda renkli TV’ler çıkmaya başlayınca, “bizim TV renkli...sizinki renksiz...” rekabetleri başladı. Derken renksiz TV’ler hayatlarımızdan çıkıp gittiler, hatırası kaldı.\u003C\u002Fp>\u003Cp>\u003C\u002Fp>\u003Cp>&nbsp;&nbsp; Mehmet efendi, Almanya’dan memlekete geldiğinde bakmış ki yaşlı annesi çok hasta onu yanına alıp Berlin’e tedavi ettirmek için getirmiş. Oraya, buraya doktorlara göstermiş, onlarda kadıncağız gayet yaşlı ve hasta olduğu için pek yardımcı olamamışlar. Mehmet efendi mecburen annesini geri köyüne götürmeye karar vermiş. İşinden izin almış arabasını hazırlamış. Nasıl olsa köyüne arabayla gideceği için çocukları için bir de yeni televizyon almış, arabanın tepesine yükleyip bağlamış. Anacığıyla beraber düşmüşler Türkiye yollarına. Yarı yola falan geldiklerinde yaşlı anacığı fenalaşmış,,ay..vayy..derken ruhunu teslim etmiş, ölmüş. Adamcağız gecenin bir vakti, upuzun yol, kime gitsin, ne desin bilememiş. Nasıl olsa anacığım öldü deyip arabayı park ettiği kenarda televizyon kutusunu tepeden indirmiş, yepyeni televizyonu içinden çıkartıp arabaya yerleştirmiş. İyice ufalan Rahmetli annesinin cesedini de tv kutusuna itinayla, gözyaşlarıyla yerleştirmiş. Televizyonun kutusu arabanın içine sığmadığından vee dışarıdaki hava içeriden daha serin olacağından cenazeli kutuyu geri arabasının tepesine yerleştirip sıkıca bağlamış, yola devam etmiş. Var gücüyle yorgun, üzgün ve aç halde köyüne yetişmeye çalışırken Bulgaristan sınırları içinde feci şekilde yorulmaya, gözleri kapanmaya başlamış. Mecburen kısa bir mola vermek için uygun bir istasyonda durup arabasını kenar bir yere park etmiş. Kısa bir süre uyuduktan sonra hemen uyanıp yüzünü yıkamaya falan gitmiş. Döndüğünde gördüğü manzara karşısında Mehmet Efendi donup kalmış. Arabanın tepesinde bağlı duran televizyon boksunu hırsızlar alıp gitmişler. Mehmet efendi, anacığını yitirdiğine mi yansın, memlekettekilere ne diyeceğine mi yansın bilmiyoruz. O yıllarda yaşanmış bu gerçek olayın sonucunu sizin tahminlerinize bırakıyorum.&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;\u003C\u002Fp>\u003Cp>&nbsp;\u003C\u002Fp>\u003Cp>Pembegül Abla&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;\u003C\u002Fp>","2a001130-27bc-4b95-992f-ac2271f13014.webp","2026-08-02T01:12:03.16794",[],3548,[172],{"sort":16,"image":173},{"id":174,"fileName":167,"fileType":175,"altText":4,"height":16,"width":16,"sort":16},"2a001130-27bc-4b95-992f-ac2271f13014",".webp",[],{"dynamicEntryValueId":22,"title":178,"slug":179,"description":180,"coverImageId":181,"viewCount":16,"createDate":182,"tag":4,"tags":183,"date":4,"sort":184,"categoryName":47,"categoryId":144,"totalCount":16,"author":4,"images":185,"files":190},"Bir İntiharın Ardında Sadece Bir İnsan mı Vardır?","news\u002Fkose-yazilari\u002Fbir-intiharn-ardnda-sadece-bir-insan-m-vardr","\u003Cp>\u003C\u002Fp>\u003Cp>&nbsp;Bir cinayet işlendiğinde faili ararız. Bir bina çöktüğünde sorumluları sorgularız. Bir uçak düştüğünde kara kutuyu açarız. Peki bir insan yaşamına son verdiğinde neden ilk ve çoğu zaman tek baktığımız yer, onun hayatı olur? Belki de asıl soru şudur: Gerçekten doğru yere mi bakıyoruz?\u003C\u002Fp>\u003Cp>\u003C\u002Fp>\u003Cp>Yaklaşık yüz otuz yıl önce genç bir Fransız akademisyen, herkesin yöneldiği istikametin tersine yürüdü. O güne kadar intihar; bireyin iradesi, karakteri, inancı ya da psikolojisi üzerinden açıklanmaya çalışılıyordu. O ise farklı bir soru sordu: “Ya mesele sadece birey değilse?”\u003C\u002Fp>\u003Cp>\u003C\u002Fp>\u003Cp>O akademisyenin adı Émile Durkheim’dı. 1897 yılında yayımladığı İntihar adlı eser, yalnızca sosyolojinin değil, sosyal bilimlerin de en önemli dönüm noktalarından biri kabul edilir. Çünkü Durkheim, intiharı açıklayan ilk kişi değildi. Onun yaptığı çok daha önemli bir şeydi. Soruyu değiştirdi. Herkes “Bu insan neden öldü?” diye sorarken, Durkheim “Bu toplum, insanlarını nasıl yaşatıyor?” diye sordu. Ancak Durkheim’ın yaptığı devrim yalnızca farklı bir soru sormak değildi. O, kişisel görünen bir olguyu bilimsel olarak incelemeye çalıştı. Farklı ülkelerdeki intihar oranlarını, dinî toplulukları, aile yapılarını ve toplumsal değişimleri karşılaştırdı. Çünkü bazen bir insanı anlamak için yalnızca onun hikâyesine değil, o hikâyenin içinde yazıldığı topluma da bakmak gerekir. İşte onu sosyolojinin kurucu isimlerinden biri yapan da buydu.\u003C\u002Fp>\u003Cp>\u003C\u002Fp>\u003Cp>Araştırmaları ilerledikçe önemli bir sonuca ulaştı. İntihar, herkes için aynı nedenle ortaya çıkmıyordu. Kimi zaman insan yalnızlaştığı için, kimi zaman ait olduğu topluluk uğruna kendisini feda ettiği için, kimi zaman hayatına yön veren düzen bir anda yıkıldığı için, kimi zaman da içinde bulunduğu baskıcı koşullardan çıkış yolu göremediği için yaşamına son verebiliyordu. Bu nedenle tek bir intihardan değil, farklı toplumsal koşulların şekillendirdiği farklı intihar biçimlerinden söz ediyordu. Sosyolojide bu durumlar egoistik, altruistik, anomik ve fatalistik intihar olarak adlandırıldı.\u003C\u002Fp>\u003Cp>\u003C\u002Fp>\u003Cp>Burada önemli bir noktayı özellikle vurgulamak gerekiyor. Günümüzde intiharın tek bir nedenle açıklanamayacağını biliyoruz. Psikiyatrik hastalıklar, ağır yaşam olayları, biyolojik yatkınlıklar, ekonomik sorunlar ve kişisel deneyimler bu karmaşık tablonun parçalarıdır. Durkheim bunları inkâr etmiyordu. Onun dikkatimizi çektiği nokta şuydu: İnsan, hayatını hiçbir zaman toplumdan tamamen bağımsız yaşamaz.\u003C\u002Fp>\u003Cp>\u003C\u002Fp>\u003Cp>Bu düşünce ilk bakışta çok teorik gelebilir. Aslında değildir. Bir çocuğun kendine güveni, ilk olarak ailesinin gözlerinde şekillenir. Bir öğretmenin değeri, öğrencilerinin “Hocam” diye seslenmesinde görünür. Bir doktoru doktor yapan yalnızca diploması değildir; ona güvenen hastalarıdır. İnsan, kendisini biraz da başkalarının gözünde tanır.\u003C\u002Fp>\u003Cp>\u003C\u002Fp>\u003Cp>Belki de bu yüzden insanın en büyük ihtiyacı yalnızca nefes almak değildir. Görülmektir. Hatırlanmaktır. Bir yere ait hissedebilmektir. Durkheim’ın “toplumsal bütünleşme” dediği şey tam olarak buydu. İnsanları birbirine bağlayan görünmez bağlar…\u003C\u002Fp>\u003Cp>Bugün bu kavramı anlamak için akademik kitaplara gitmeye gerek yok. Bazen bir tren yolculuğu yeterlidir.\u003C\u002Fp>\u003Cp>\u003C\u002Fp>\u003Cp>Sydney’de sabah işe giden bir trene binin. Yan yana oturan onlarca insan göreceksiniz. Birinin elinde kahve… Birinin üzerinde iş kıyafeti… Birinin kulağında kulaklık… Ama o insanların dün kim olduklarını bilemezsiniz.\u003C\u002Fp>\u003Cp>\u003C\u002Fp>\u003Cp>Belki kahve hazırlayan genç adam, yıllarca Şam’da ameliyat yapan bir cerrahtı. Belki kasada çalışan kadın, İstanbul’da üniversitede ders veren bir akademisyendi. Belki depoda koli taşıyan adam, Tahran’da köprüler tasarlayan bir mühendisti. Göç bazen insanın bilgisini değil, geçmişini görünmez hâle getirir.\u003C\u002Fp>\u003Cp>\u003C\u002Fp>\u003Cp>İşte göçün en ağır tarafı da budur. İnsan yeni bir ülkeye yalnızca valiziyle gelmez. Yıllarca emek vererek kurduğu hayatıyla gelir. Mesleğiyle gelir. İtibarıyla gelir. Alışkanlıklarıyla gelir. Fakat yeni toplum bunların hiçbirini bilmez.\u003C\u002Fp>\u003Cp>\u003C\u002Fp>\u003Cp>İşte bu yüzden birçok göçmenin ilk mücadelesi İngilizce değildir. İlk mücadele yeniden tanınmaktır.\u003C\u002Fp>\u003Cp>Belki de göçün görünmeyen yoksulluğu budur. Cebinizde para olabilir. Bir işiniz de olabilir. Ama sizi siz yapan geçmiş, yeni toplum tarafından henüz okunamıyorsa insan kendisini eksik hissedebilir.\u003C\u002Fp>\u003Cp>\u003C\u002Fp>\u003Cp>Durkheim’ın “anomi” kavramı tam da burada yeniden karşımıza çıkar. Anomi, yalnızca kuralların ortadan kalkması değildir. İnsanın yönünü kaybetmesidir. Dün anlamlı olanın bugün anlamsız görünmesidir. Hayatın pusulasının şaşmasıdır. Göç eden birçok insanın ilk yıllarda yaşadığı duygu biraz da budur. Eski hayat geride kalmıştır. Yenisi ise henüz kurulmamıştır. İnsan iki ülke arasında değil, iki kimlik arasında yaşamaya başlar.\u003C\u002Fp>\u003Cp>\u003C\u002Fp>\u003Cp>Belki de bu yüzden Durkheim’ın İntihar kitabını yalnızca intihar üzerine yazılmış bir eser olarak okumak eksik kalır. O kitap, aslında toplumun insan hayatındaki yerini anlatır. Aradan yüz otuz yıldan fazla zaman geçti. Dünya değişti. Teknoloji değişti. Sınırlar değişti. Fakat insanın görülme, ait olma ve anlamlı hissetme ihtiyacı değişmedi. Belki de bu yüzden İntihar, yalnızca sosyoloji öğrencilerinin okuduğu klasik bir eser değildir. Toplumun insan üzerindeki görünmez etkilerini anlamak isteyen herkes için bugün de güncelliğini koruyan önemli bir başvuru kaynağıdır.\u003C\u002Fp>\u003Cp>\u003C\u002Fp>\u003Cp>Bize şunu hatırlatır: Hiç kimse tek başına ayakta kalmaz. Hayatımız boyunca görünmez bağlar taşırız. Ailemiz… Arkadaşlarımız… Komşularımız… Meslektaşlarımız… Mahallemiz… Bizi hayata bağlayan şey bazen büyük idealler değil, küçük ilişkilerdir. İçtenlikle sorulan bir “Nasılsın?”, beklenmedik bir telefon, çalınan bir kapı ya da paylaşılan bir sofra… Bir insanı hayata bağlayan nedenler bazen tam da burada saklıdır.\u003C\u002Fp>\u003Cp>\u003C\u002Fp>\u003Cp>Bu nedenle güçlü toplumlar yalnızca yollar, köprüler ve gökdelenler inşa eden toplumlar değildir. Güçlü toplumlar, insanların birbirini fark ettiği toplumlardır. Yeni geleni görebilen, yaşlısını unutmayan, komşusunun adını bilen, çocuğuna yalnızca başarılı olmayı değil, merhameti de öğreten toplumlar…\u003C\u002Fp>\u003Cp>\u003C\u002Fp>\u003Cp>Belki de bugün kendimize yeniden şu soruyu sormalıyız: Bir toplumun gelişmiş olduğunu neye bakarak söylüyoruz? Millî gelirine mi? Gökdelenlerine mi? Teknolojisine mi? Yoksa en kırılgan insanlarını hayata bağlayabilme becerisine mi?\u003C\u002Fp>\u003Cp>Durkheim’ın bize bıraktığı en önemli miras, hazır cevaplar değildir. Doğru sorulardır.\u003C\u002Fp>\u003Cp>\u003C\u002Fp>\u003Cp>Ve belki de bugün hâlâ en önemli soru şudur:\u003C\u002Fp>\u003Cp>Bir insan neden yaşamına son verdi?\u003C\u002Fp>\u003Cp>Hayır.\u003C\u002Fp>\u003Cp>Belki bundan da önce şu soruyu sormalıyız:\u003C\u002Fp>\u003Cp>Biz, insanların yaşamaya devam etmek istemesi için nasıl bir toplum inşa ediyoruz?\u003C\u002Fp>\u003Cp>Belki de bir intiharın ardında sadece bir insan yoktur.\u003C\u002Fp>\u003Cp>Belki orada; görülmemiş yalnızlıklar, kurulmamış bağlar, duyulmamış sesler ve geç kalınmış sorular da vardır.\u003C\u002Fp>\u003Cp>Çünkü bazen bir toplum, insanlarını öldükleri gün kaybetmez.\u003C\u002Fp>\u003Cp>Onları, görünmez oldukları gün kaybetmeye başlar.\u003C\u002Fp>","f8d6c35e-21ca-4a61-81b4-e4ecab435a82.jpg","2026-08-02T00:55:18.68676",[],3547,[186],{"sort":16,"image":187},{"id":188,"fileName":181,"fileType":189,"altText":4,"height":16,"width":16,"sort":16},"f8d6c35e-21ca-4a61-81b4-e4ecab435a82",".jpg",[],{"dynamicEntryValueId":192,"title":193,"slug":194,"description":195,"coverImageId":196,"viewCount":16,"createDate":197,"tag":4,"tags":198,"date":4,"sort":4,"categoryName":47,"categoryId":144,"totalCount":16,"author":4,"images":199,"files":203},25,"Bir Çocuğu Daha Kaybettik","news\u002Fkose-yazilari\u002Fbir-ocuu-daha-kaybettik","\u003Cp>&nbsp;\u003C\u002Fp>\u003Cp>Craigieburn'da Darweish Mohamed adında bir çocuk öldü geçtiğimiz günlerde. Hastanenin otoparkında bıçaklanmış. Daha 15 yaşında. Hastanenin önü, yani yardım orada ama yetişememişler. Bu haber beni çok üzdü. Bir çocuk psikoloğu olarak her gün böyle şeyler duyuyoruz ama yine de alışamıyorum.\u003C\u002Fp>\u003Cp>&nbsp;\u003C\u002Fp>\u003Cp>Victoria'da son zamanlarda gençler arasında şiddet çok arttı. Bıçaklar, palalar sokaklarda. Çocuklar tartışmayı unutmuş sanki, direk saldırıyorlar. Bir anlaşmazlık olduğunda oturup konuşmak yok, hemen bıçak çekmek var. Bu çok yanlış. Neden böyle oluyor diye düşünüyorum.\u003C\u002Fp>\u003Cp>&nbsp;\u003C\u002Fp>\u003Cp>Benim gördüğüm en büyük sorunlardan biri çocukların başka çözüm yollarını bilmemeleri. Öfkelendiklerinde ne yapacaklarını öğrenmemişler. Duygularını anlatmayı bilmiyorlar. Kelimeler yok, sadece yumruk var. Arkadaş baskısı da çok büyük. Bir grup içinde \"hayır\" demek çok zor. Herkes gidiyorsa sen de gitmek zorundasın. Yoksa korkak ilan ediliyorsun. Bu baskı altında çocuklar çok kötü kararlar veriyor.\u003C\u002Fp>\u003Cp>&nbsp;\u003C\u002Fp>\u003Cp>Ama aileler olarak biz de kendimize bakmalıyız. Bazen biz farkında olmadan yanlış mesajlar veriyoruz. Mesela bazı aileler çocuklarına \"birisi sana vurursa sen de vur\" diyor. Bunu iyi niyetle söylüyorlar, çocuklarını korumak için. Ama bu mesaj çocuğa şunu öğretiyor: şiddet bir cevaptır. Eğer birisi size vurursa sadece vurmak zorundasınız.\u003C\u002Fp>\u003Cp>&nbsp;\u003C\u002Fp>\u003Cp>Oysa başka seçenekler var. Öğretmene gitmek, uzaklaşmak, yardım istemek. Bunlar da var. Tabii kimse çocuğunun vurulmasını istemez. Ama çocuklarımıza önce başka yolları denemeyi öğretmeliyiz. Önce konuşmayı deneyelim, sonra bir yetişkine gidelim, sonra belki başka bir şey. Eğer hemen \"vur\" dersek çocuk başka bir şey öğrenmez. Okulda arkadaşıyla tartıştığında, öğretmeniyle sorun yaşadığında hemen şiddete başvurur. Biz bunu istemeyiz.\u003C\u002Fp>\u003Cp>&nbsp;\u003C\u002Fp>\u003Cp>Peki ne yapalım? Aileler çocuklarının kimlerle görüştüğünü bilmeli. Nereye gidiyor, arkadaşları kim, onları tanıyor muyuz? Bu soruları sormalıyız. Çocuk belki kızacak ama önemli değil, güvende olması daha önemli. Okullarda da çatışma çözme eğitimi verilmeli. Çocuklar duygularını nasıl ifade edeceklerini öğrenmeli. Empati, barışma, uzlaşma, bunlar da önemli.\u003C\u002Fp>\u003Cp>&nbsp;\u003C\u002Fp>\u003Cp>Darweish artık yok ve bu çok üzücü. Ama onun gibi başka çocuklar var. Onları kaybetmeden önce bir şey yapmalıyız. Hepimizin sorumluluğu var.\u003C\u002Fp>\u003Cp>&nbsp;\u003C\u002Fp>\u003Cp>Çocuklarımızı korumak için sadece polis veya hükümet değil, biz aileler ve toplum olarak da bir şeyler yapmalıyız.\u003C\u002Fp>\u003Cp>&nbsp;\u003C\u002Fp>\u003Cp>\u003Cstrong>Ceril Göcük\u003C\u002Fstrong>\u003C\u002Fp>\u003Cp>\u003Cstrong>Paediatric Psychologist&nbsp;\u003C\u002Fstrong>\u003C\u002Fp>\u003Cp>\u003Cstrong>GROW Clinical Psychology\u003C\u002Fstrong>\u003C\u002Fp>","b95137ec-6f25-4741-aedf-57066e06936f.jpg","2026-08-02T00:28:31.144227",[],[200],{"sort":16,"image":201},{"id":202,"fileName":196,"fileType":189,"altText":4,"height":16,"width":16,"sort":16},"b95137ec-6f25-4741-aedf-57066e06936f",[],1785807074239]