MEZARA KADAR

Ring Road’dan eve doğru gelirken McIntayre yol ayrımına yaklaştığınızda sanki bir uçurumun üzerindeymiş gibi yüksek bir köprü vardır. Bir ikindi vakti güneş akşama doğru aheste aheste süzülürken arabamla yüz hız limitinde o köprüden geçiyordum. Aklıma uçurumdan aşağıya uçup öldüğüm geldi. Öyle ya, saatini, gününü bilmediğimiz meçhul bir günde nasılsa hepimiz bu dünyaya veda edeceğiz değil mi?

O anda öldükten sonrasını hayal etmeye çalıştım, içim tarifsiz bir acıyla doldu. Ruhum hemen evimize uçtu, ayrılık acım bir ihtimal sadece orada evimizde hafifleyecekti. Ama hiçbir şey umduğum gibi olmadı, görebildiğim hiçbir şey artık bana ait değildi. Dolaptaki elbiselerimin arasında gezindim, bahçedeki sevdiğim çiçeklere baktım, her gün yemek pişirdiğim mutfak benden ebediyen alınmış kimsesiz sahipsizdiler. Tek tek çocuklarım gözlerimin önünden geçtiler, bensiz ne yapacaklarını düşünmek beni çok acıttı, gözlerimden yaşlar süzüldü. Bazen insanın kendi ölümünü düşünmesi hayata bakışını veya olaylar karşısında duruşunu çok etkiliyor vesselam. Kendimi çabuk toparladım, aklımı başıma aldım. Evime geldiğimde bir her şeye bakışım, hissedişim daha farklı oldu o gün.

    Çok sevdiğimiz, ağzı dualı, çok mülayim bir abi vardı. Apansız gelen ölüm haberi hepimizi çok üzdü. Allahualem, ölümü az düşündüğümüz için acı haberler gelince çok etkilenip üzülüyoruz. Neyse taziyemizi falan yaptıktan sonra sıra geldi cenazenin defnine katılmaya. Öyle ya Müslümanın görevlerinden birisi de din kardeşinin cenazesine katılmasıymış.  Cenazenin kalkacağı gün havanın feci şekilde soğuk olması yetmezmiş gibi bir yağmur, bir fırtına göz gözü görmeyecek şekilde bir hava durumu. Nefsim evde kal bu fırtınada birileri gerekeni yapar diye çok ısrar etti. Ama biz o abiyi çok sever hatırını çok sayardık. Ne olursa olsun son vazifemizi Allah için yapmalıyız diye düşünüp Fawkner mezarlığına onu sevdiğimiz için gittik.

   Bir ablamın ölen birisiyle ilgili hatırasını hiç unutmam. “Birgün yakından tanıdığım bir ailenin gencecik oğlunun ölüm haberi geldi. Şaşkınlıkla beraber tanıdığımız bir gencin ölümüne çok üzüldüm. Ailenin evlatlarının ölümünden dolayı çekeceği acıyı düşünüp benim taziyemin çok gereksiz olacağını, onlara bir teselli veremeyeceğimi zannettim.. ben bu cenazeye asla gidemem.. bu çok büyük bir acı.. ben bu insanlara ne deyip gideceğim..  diye diye taziyeye gitmedim. Ben böyle düşünceler içinde yanıp üzülürken bir hafta sonra takdir-i İlahi kendi evladımın acı haberi geldi, dünyalar başıma yıkıldı” diye bana anlattı. “Gelin girmedik ev olur amma ölümün girmediği ev olmaz“ derler.  Hiç konuşmadan da acıları paylaşıp varlığımızla cenazenin yakınlarına teselli verebiliriz yani.

   Çünki en acılı anlarında bile cenaze yakınları sevenlerini, dost ve  ahbaplarını yanlarında görmek istiyorlar. Cenaze defnedilip ortam sakinleşse bile “filancayla çok yakındık..yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmezdi.. Ona ne hizmetler ettik de cenazemize gelmedi” diyerek şikayet edende çok. Güzel günlerde mutlu mesut bir arada yaşarken acı günlerinde ahbabını yanında görememesi insanı çok acıtıyor, incitiyor. Ama bu durumun tam tersi de olabiliyor. Kişi hayattayken yakınından veya uzağından birisine kızmış, küsmüş ilişkisini kesmiş. Ölüm olayı duyulduğunda insanlar kırgınlıklara aldırmadan son vazifeyi yapabilmek için baş sağlığı dilemeye evlerine veya mezarlığa gittiğinde cenaze sahipleri o acının arasında agresifleşip nefretle taziyeye geleni “senin ne işin var burada, ne yüzle geldin... Defol” gibi sert sözlerle geleni kovabiliyor. Geçen yıldı, gayet yaşlı bir dedeyi öz oğlunun cenazesinden kovduklarını duyduk, dede çok ağladı ama kimseye meramını “o benim oğlum” deyip anlatamadı.

    Yabancılardaki gibi bir cenaze planımız, cenazeye katılma şartlarını öğrenip edepli, nazik, saygılı olmayı bileceğimiz bir sistem de lazım bize. Bir camide kefenlenmiş bir cenazenin yüzünü açmışlar isteyene son bir defa bakmaya izin veriyorlardı. O insan hayatta olsaydı insanların kefenini açıp bakmasını ister miydi acaba. Bir teyzenin cenazesi defni olacağında cemaat hazır, cenaze hazır, mezara koyulacağı anda bir adam hopladı mezarın içine indi. Aklınca cenazeyi yerleştirmeye yardım edecekti. Başta bekleyen imam merhumenin yakını değilmiş diye çok kızdı. Adamı hemen çukurdan çıkardı, oğulları mezara indiler. Ölmeden önce sağken yakınlarımızla öldükten sonrası hakkında güzel güzel konuşmak, anlaşmak istemediklerimiz hakkında uyarmak elzemdir bence.

   Ramazan Bayramı’na çok yaklaştığımız bu mübarek günlerin son haftasında adet olduğu üzere yine mezarlık ziyaretine gideceğiz. Oraları ziyaret ederken bir kez daha ölümü hatırlayıp hayatlarımıza çeki düzen vereceğiz, mevtalarımıza Allah’tan Rahmetini dileyeceğiz. Hepinize sağlıklı güzel günler dilerim.

Pembegül Abla       

Benzer Videolar