LUNCH BOX – YEMEK KUTUSU

Rahmetli babamın çocukluk hatıralarından, “bir gün Rahmetli annem, yedi kardeş hepimizin eline birer tane ceviz verdi. Sevinçle bahçedeki bir taşla cevizimi hemen yemek için kırdım, içi çürük çıktı. Annemin yanına gidip yeniden verirse diye cevizin çürük çıktığını söyledim. Annem kararlı bir halde “kısmetin öyleymiş” deyip bana başka bir ceviz vermedi, ben o gün ceviz yiyemedim”. 

Sabahları sıcak çorbanın hikmeti

Devamında köylük yerde okula nasıl gittiklerinden de anlatırdı. “Anamız sabahları bol acılı bir tarhana çorbası kaynatır geniş bir tasla önümüze koyardı. Beş kardeş okula giderdik ama dışarda dört çift tahtadan takunyalar vardı, düzgünce ayakkabı almaya halimiz, vaktimiz yoktu. Bu yüzden hem acılı hemde sıcak tarhana çorbasını tahta kaşıklarla acel acele kaşıklar hemen dışarıya koşardık. Önce koşan takunyasını giyip hemen okula giderdi. Sona kalan karlı-çamurlu günde okula yalın ayak giderdi. Biz böyle yokluklarla ilkolu okuduk” diye anlatırdı babam. Bu yüzden olsa gerek eski zamanların adamları genelde, sabahları sıcak çorba ile kahvaltı yapmayı çok severlerdi.    

70’ler de İzmir ve okulum

Yetmişli yılların başında İlkokula İzmir’de başladım, Berlin’de devam ettim. O yıllarda bizler okula gideceğimizde okula yemek, yiyecek götürmek gibi bir alışkanlığımız yoktu. Bazen cebimize kuru üzüm-leblebi falan koyarlardı ama okula ekmek veya meyve olsun hiçbir şey, su bile götürmezdik, bilmezdik. Sabah kahvaltı yapar okula tok gider, susarsak okulun çeşmelerinden su içer eve aç karnına gelirdik. Bu durumlar yiyecek alamamaktan ziyade yeme düzenimizden kaynaklanıyordu. Akşam yemeği için sofra kurulasıya kadar çok acıktıksa elimize, üzerine salça veya sana yağı sürülmüş bir dilim ekmek tutuştururlardı. Evlerde yemekler pişecek, ailecek oturup yemek evde yenecek, çerezi, tatlısı varsa evde hep beraberken yenilmeliydi. Eve alınan veya yapılan yiyecekler ‘kokusu gitmiştir, canları çekebilir’ diye ya komşuya da ikram edilecek ya da kimseye gösterilmemeye dikkat edilecek gibi farklı alışkanlıklarımız vardı.  Okula yiyecek götürdüğümüzü hiç hatırlamıyorum, aç değildik ama o yıllarda herkes az yemeye alışıktık.  Sonradan okullarda simit, tost satan kantinler açıldı.

“Evladım Lunch Box’unu unutma, lanç boksun hazır”

Çocuklarla ne kadar Türkçe konuşmaya gayret etsekte dilimize “Lunch box” yerleşti kaldı.  Avustralyaya gelince çocuklar okulda yesinler için küçük kutularda yiyecekler hazırlayıp çantalarına koymaya başladık. “Evladım Lunch Box’unu unutma, lanç boksun hazır” gibi başı İngilizce sonu Türkçe konuşmaya feci şekilde alıştık.  Günlük hayatımızda kimsenin Türkçeyi tam tekmil konuşma gibi bir derdi yok diyeyim. Önceleri bir dilim peynirli sandeviç ve meyveyle başladık. Bazen küçük kutularda kuru üzüm, meyve suyu falanda koyardık. Bura okullarında çocuklar tam gün okula gittiklerinden yanlarında mutlaka yiyecek bir şeylerle gitmeleri gerekiyor. Öğretmenlerin seçtiği bazı günlerde bütün sınıf okul kantininden yemek siparişi verebiliyorlar. İlkokul çocuklarının kantinden gelecek yemeği çok önemsediklerini gözlemliyorum.

Şöyle yirmi yıl öncesine kadar talebelerin okula götürdükleri yiyecek kutularındaki çoğu şeyler gayet sağlıksızdılar. Şekerli, asitli içecekler, cips, çikolata, şekerlemeler gibi çok farklı şeyler vardı. Ama artık anneler ve öğretmenler çok bilinçli ve seçiciler. Şimdilerde talebelerin yemek kutuları eskileriyle kıyaslandığında baya büyüdü. Veliler öncelikle sağlıklı materyallerden yapılmış kutuları, kapları seçip almaya çok dikkat ediyorlar. Okullar açılacağına yakın çok çeşitli, kimisi pahalı, bazısı ucuz rengarenk ve çeşitli boylarda okula yemek götürme kutuları marketlerde satışa çıkıyor. Her gün okula yemek götürülen bu kaplar ertesi güne hatta bütün sene tekrar lazım olacağından çocuklu evlerin dolapları genelde bu yemek kutularıyla dolu oluyor.

Talebesi olanlar, sağlıklı beslenme konusunda çok bilinçli ve titizler. Akşamdan veya sabah erkenden hazırlanan yemek kutularında çocuğun sevdiği bir sandviç, kurabiye veya peynir, yoğurt olabiliyor. Kibarca doğranmış, yıkanmış taze meyvesi veya havuç, kereviz, domates gibi sebzelerle çocukların beslenme kutuları rengarenk yiyeceklerle dolu. Sağlıklı olsun için kurutulmuş meyveler çok tercih ediliyor. Son yıllarda birçok okul ve kreşlerde fıstık, ceviz gibi çerezler yasaklandı, çünki bu tür yiyeceklere alerjisi olan çocuklar için ölümcül tehlikeli olabiliyorlar. İçecek olarak evlerinden özel şişelerine su doldurup çocuklar bol su içmeye teşvik ediliyorlar. Meyve suyu olacaksa da şekersiz, yüzde yüz meyve suyu olanları tercih ediyorlar. Bütün bu yiyeceklerin yanına gün boyu bozulmasın taze kalsın için küçük bir de buz paketi konmasına da önem veriliyor.  

Okula talebe yollayan bilhassa annelerin başka hassasiyetlerininde olduğunu gözlemledim. Çocuklarının yemek kutusuna koyacakları yiyecekleri ya kendileri bizzat pişirip hazır ediyorlar ya da raflardan aldıkları hazır yiyeceklerin numaralarını çok titizlikle araştırıp, haram mı, helal mi veya içinde kimyasal veya GDO gibi sakıncalı şeyler var mı diye çok titizleniyorlar. O bir lokmalık yiyeceklerin hepsinin hakkında tek tek araştırma soruşturma yapmayı hiç ihmal etmiyorlar. Buda çok takdire şayan bir durum bence.

Bu Lunch Boks’ları ile ilgili biriktirdiğim şirin hikayelerimi de başka bir zaman yazayım İnşaallah.  Hepinize mutlu, neşeli bir eğitim yılı dilerim.          

Pembegül Abla

Benzer Videolar