• Dunya News
  • Koronavirüs ve Değişen Toplum Olgusu SİNEM İNCEKAYA YAZDI

Koronavirüs ve Değişen Toplum Olgusu SİNEM İNCEKAYA YAZDI

ABONE OL
October 28, 2020 12:23
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Güneş Sistemi’nde büyüklük olarak altıncı sırada yer alan ve neredeyse 6 milyar yaşındaki gezegen Dünya ve üstünde yaşayan tüm canlılarla birlikte insan, insanlık…

Evrende bir toz parçası kadar küçük olduğumuzu hatırlamakla ve hatırlatmakla birlikte, insanlık son zamanlarda, oldukça kötü ve alışılmadık günler geçiriyor. Büyük ve en yeni sorunumuz, Covid-19 virüsü ve kapsadığı etki alanı… Çeşitli konular için gerçek zamanlı istatistikler sağlayan bir referans websitesi olarak bildiğimiz Worldometer verilerine göre; şuana kadar tüm Dünya’daki toplam Koronavirus vaka sayısı 40,639,204 ve toplam ölüm sayısı 1,122,953 olarak kaydedilmiştir. 2020 yılı başlarında artmaya başlayan ve global bir durum haline gelen bu Koronavirus salgınını ve yaptırımlarını kolay kolay unutamayacağız ve duruma kolay kolay alışamayacağız. İnsanlık tarih boyunca birçok toplumsal olaya tanıklık etmiştir, büyük acılar çekmiştir ve büyük acılara sebep olmuştur…

İslam dünyasının din ve özellikle toplum problemleri üzerinde duran, onları sosyolojik olarak değerlendirmeye tabi tutan, tarihçi, sosyolog ve filozof İbni Haldun insanın toplumsal bir hayvan olduğunu söylemiştir. Yani insan var olabilmek ve soyunu devam ettirebilmek için onun oluşturacağı topluma ihtiyaç duyar. Diğer bir insana ihtiyaç duyar. Bu bir zorunluluktur İbni Haldun’a göre… Bizlerin her zaman diğer insanlara o ya da bu şekilde ihtiyacı vardır ve olacaktır. Bu bir içgüdüdür insanlığın sahip olduğu ve toplumsal bir alışkanlıktır aslında. Ve biliriz ki büyük İslam Sosyologu İbni Haldun demiştir ki ‘’İnsan, alışkanlıklarının çocuğudur.’’ Ve 18. Yüzyıl Fransız romancısı Honore de Balzac da hiç kimsenin bir alışkanlığa veda etme cesaretini gösteremediğini söylemiştir. İnsanlar olarak bizler, alışkanlıklarımıza çok bağlıyız ve günlük yaşamımız ve hatta tüm yaşamımız, alışkanlıklarımızın uzun soluklu halidir aslında. İnsanı insan yapan ve onu toplumsallaştıran, alışkanlıklarıdır çoğunlukla. Alışkanlıktan bu kadar bahsetmemin sebebi ise tamamen Koronavirüs salgının, toplumda yarattığı etkiye, büyük etkiye dikkat çekmektir. Bizler, biz insanlık, artık eskisi gibi yani ‘’normal’’ olarak nitelediğimiz o eski hayatlarımızı yaşamıyoruz ve uzun bir süre de yaşayamayacağız kesinlikle. En basit olarak, bir bireyin, basit gündelik yaşantısına gözatalım; günde sekiz saat, bir ofiste çalışan, orta sınıf bir beyaz yakalı birey, her haftasonu arka bahçesinde barbekü yapan ve birkaç aile dostunu davet eden bu birey, az önce saydığım bu basit ve iyimser gündelik oluşlara ve durumlara erişemiyor artık. Ofisine gidemiyor. Zoom platformu üzerinden toplantılara katılmak onun ‘yeni’ si. Dışarıda hep maske takmak zorunda. Hijyen kurallarına fazlasıyla dikkat etmek zorunda. İnsanlarla eskisi kadar yakın olamaz, ‘sosyal mesafe’ denen bir terim hayatlarımızda yer alıyor artık. Evinden çok da uzaklaşamaz. Özgür değildir artık o kadar. Hareketleri kısıtlanmıştır. Seyahat edemez dilediği gibi. Evine istediği sayıda insan davet edemez. Özgürce tenis ya da golf oynamaya gidemez bu birey. Eski alışkanlıklarını çok da yaşatamaz yani. Sizlere Avustralya’da yaşayan bir orta sınıf bireyin gündelik hayatını kaba taslak anlattım ve iyimser bir dille anlattım. Bunu bir de ekonomik olarak durumu çok iyi olmayan hatta hiç iyi olmayan ailelerde düşünelim. Az gelişmiş ülkelere bakalım. Orta Doğu’ya gözlerimizi çevirelim ya da ana vatan Türkiye’ye bakalım. Türkiye’de yaşayan ve asgari ücretle ufak çaplı bir reklam şirketinde geçimini sağlamaya çalışan Y kuşağı bir birey Koronavirüs salgını sebebiyle işini kaybeder, yani aslında en büyük alışkanlığı olan işe gitme alışkanlığı elinden alınmıştır. Normal hayatındaki tek eğlencesi haftasonları arkadaşlarıyla buluşarak kahve içmek olan bu birey üzgünüm ki artık bu ufak çaplı sosyal alışkanlığını da yerine getiremeyecektir, çünkü daha büyük ekonomik sorunları vardır artık. İş alışkanlığı, sosyal alışkanlıkları elinden alınan bu birey kendini evine kapatsa dahi, kirasını zor şartlarda ödedidiği evinde ne kadar süre dayanabilecektir… İnsanların neredeyse tüm hayatlarını oluşturan ve hatta onların çocuğu olduğu söylenilen alışkanlıkları, Koronavirüs salgınıyla ellerinden alınıyor.

Bu sene, yakın zamanlarda söyleşisi yayımlanan Güney Koreli felsefeci ve kültür kuramcısı Byung-Chul Han, koronavirüs salgını ile birlikte birlikte varolan toplumun başka bir noktaya evrilmeye başladığını söylüyor.  “İyi yaşama duygusunu tamamen kaybeden, hazzın da sağlığa feda edildiği bir sağ kalma toplumu” olarak nitelendiriyor bu evrilmeye başlayan toplumu. Yani gidişatımız, toplum olarak ve toplumun bir parçası olarak bireyin basit ve gündelik yaşantısında, eski hazlarını, hırslarını ve daha iyi hissetmek için verilen çabasını bırakmak zorunda olduğu yönünde… Salgınla mücadelenin en büyük bedeli olarak bedenlerimizi kaybetmenin dışında, aslında özgürlüklerimizi de yavaş yavaş kaybetmenin, Koronavirüs ve etkileri ile doğrudan bir etkisi olacağını vurgulayan Byung-Chul Han, nihai gerçeğimizin belki sadece sağ kalabilmek olacağına doğru gittiğimizi belirtiyor…

İnsanlık olarak zor bir zamandan geçerken, tutunduğumuz tüm gerçekler yavaş yavaş ellerimizden kayıyor. Para her zaman olduğu gibi en büyük ve en yüce kutsal olarak konumunu korurken, fiziksel ve ruhsal olarak ne kadarımız dayanabilecek, ne kadarımız pes edecek, orası büyük soru işareleriyle dolu…

Umarım bu günler biran önce geçer ve umarım otoriteler, daha sağlam ve adil sistemler ile olaylara ve topluma cevap vermeye çalışır. Bu günlerde takınacağımız en nihai ve yerinde tavır, iyimserliğimizi ve inancımızı kaybetmemeye çalışmak olmalıdır.

Daha güzel günlere!

Sinem İncekaya

Sinem İncekaya’nın 27 Ekim 2020 tarihli Dünya gazetesinde yayınlanan ilk köşe yazısı.

Yazar Hakkında

admin
admin

En az 10 karakter gerekli