Dünya genelinde korona vakalarına baktığımızda biz Avustralyalılar olarak halimize ne kadar şükretsek azdır.
Virüsü azaltabilen çokça da sıfırlayarak kalabilen ender ülkelerdeniz. Ama ülke dışında mahsur kalanları düşündüğümüz zaman insan pekte sevinemiyor.
Diyelim birisi Türkiye’de evi veya akrabası var, tatile gitmiş olsun. Yasaklar başlayınca gelememiş bir yıldan fazla yolların açılmasını bekliyor. En azından evinde veya yakınlarında idare edebilir. Ama bir kaç aylık tatil planlayıp akrabasının veya evinin olmadığı ülkelere gidenler var. Salgın ilan edildikten sonra oldukları ülkelerde otellerde kalanlar en zor durumda olanlardır. Oradaki günlük masrafları ve buradaki işleri, gelirleri ve varsa borçlarının ödenmesi bakımından durumları gerçekten çok zor. Hal böyleyken ne zaman gelebileceklerine dair sağlam bir habere henüz rastlamadım.
YAŞANMIŞ KOMİK YEMEK HİKAYELERİ
İftar yemeği hazırladığımız şu güzel günlerde aklıma şirin yemek hatıraları geldi. Şöyle bir kendinizi yoklasanız kim bilir sizlerde ne yemek hikayeleri vardır. Bazıları komik bu yemek hikayelerini yazmazsam olmaz diye düşündüm. Ortaokula gittiğimiz yıllarda bir gün dayım bize geldi. Başka bir şehirde yaşayan dayımız annemin evde olmadığı bir zamanda gelmişti. Kız kardeşimle onu sevinçle karşıladık. Dayım daha pabuçlarını çıkarırken “turşunuz var mı turşunuz?” diye sordu. Evimizden turşu hiç eksik olmazdı,”var” dedik. Dayım içeri girerken “bana bir bardak turşu suyu yanına da bir dilim ekmek getirin” dedi. Önce kulaklarımıza inanamadık “dayı hazır yemek var istersen” dedik, istemedi. Bir bardak turşu suyuyla bir dilim ekmeği getirdik eline verdik. Aman Allahım, yaşlı adam turşu suyuyla ekmeği şapır şupur öyle tatlı yedi ki biz kız kardeşimle bakakaldık. Fazla kalmadı gitti. O gider gitmez hemen mutfağa koşup kendimize birer bardak turşu suyu koyduk, biraz ekmekle dayımın yediği gibi yemeyi denedik. Ama o ne biçim bir tat öyle , mümkün değil iştahla yiyemedik. Ekmekle turşu suyunun tadı pekte güzel değildi.
Bir yaz tatilinde bizim köyden başka bir köye gezmeye gitmiştik. Ne güzel gittiğimiz evin insanları hemen yemekler hazırlayıp bize şirin bir yer sofrası kurdular. Yer sofrasının etrafında toplaşıp tatlı tatlı yemeklerden yerken birisi su istedi. Ev sahibi teyze hemen su getirmek için ayağa kalktı arkasındaki helva tabağını görmediği için bir sahan dolusu güzelim helvanın ortasına çorapsız ayağıyla basması bir oldu. Hepimiz ayy..vayy..olduk. “Neyse helva kısmetten çıkmış” dedik. Ama ne zaman o teyzeden konuşacak olsak adını bir türlü hatırlayamadık, adı hep helvaya basan teyze kaldı.
Nazar değen menemen
Bir askerin hatırası, ”bir gün arkadaşımla bir sucuk aldık. Yemekhane nöbetindeyken gizlice melemen pişirdik. Bir sahanda şöyle soğanını, biber domatesini ince ince kıyıp önce itinayla kavurduk ardından sucukları ilave ettik. Bir iki tıkırdadıktan sonra yumurtaları kıracakken bazı arkadaşlar menemenimizi gördüler. Ama kimselere vermeye niyetimiz yoktu. Yumurtasında piştikten sonra sahanı hevesle alıp masaya götürürken ne oldu nasıl oldu anlamadık sahan elimden yere ters döndü. Yere serilmiş güzelim melemene bakakaldık. Melemene nazar değdi yiyemedik.
Tuz diye şeker
Evimize gelecek misafirler için kayınvalidem koca tencerede epey bir et kavurmaya durdu. Misafirlerin gelmesi yaklaştıkça ocaktaki ette güzel kokularla kavrulmaya pişmeye başladı. Bir ara kayınvalidem mutfaktan bahçeye çıktı falan, nasıl oldu anlamadık. O ara kayınpederim etin tadına bakıp tuzunu ekleyivermiş. Misafirlerin gelmesi yaklaştığında kayınvalidem pişmesi tamam olan etin tadına bakmasıyla bağırması bir oldu. Kayınpederim tuz diye ete şeker ekmiş. Hepimiz için çok zor bir gün oldu
Hayatında hiç yemek yapmamış bir talebenin hikayesi
Annem köye gitmişti, canım pilav istedi. Şimdiki gibi internet yok ki tarifine bakayım. Bir tencereye su doldurdum, kaynamaya başlayınca bir tabak pirinç yıkayıp suya saldım. Mübarek kaynadıkça tencerede çoğalmaya kabarmaya başladı. Bir ara tencereden taşacak gibi oldu, hemen birazını bir tabağa aktardım. Olmadı bir naylon torbaya doldurdum, yetmedi başka torba çanta derken mutfağın her tarafı kaynamış pirinçle doldu. Babam görünce kızarsa diye o gün torbalarla kaynadıkça çoğalan pirinçleri dışarıdaki çöpe zor taşıdım.