HEKİMOĞLU İSMAİL
Hayatlarımızda hatırımıza geldiğinde hakkında hayırla konuştuğumuz hayırlı güzel insanlar vardır ya. Böyle yaşayıp giderken yollarımız kesişir ve bize hiç karşılık beklemeden menfaatsiz faydaları dokunur. Askeriyeden olan rahmetli babam böyle güzel insanlar için her zaman ‘gizli silah’ deyimini kullanırdı. Allah’ım böyle yardımsever kullarının sayısını artırsın diye her daim duacıyım İnşaallah. İyiliksever insanların sayısı arttıkça berbat haldeki dünyamız daha yaşanılır hale gelecek diye düşünüyorum. Geçen hafta kıymetli yazarlarımızdan Hekimoğlu İsmail’in öldüğü haberini alınca içimden bu yazıyı yazmak geldi.
Kendimi bildim bileli yazmayı çok severim. Yazmadan da hiç duramam. Gazetelere yazmazdan önceleri sağa sola sayfalarca mektuplar yazardım. Rahmetli babamla çok mektuplaşırdık. Günlüğüm vardı, kendimce notlarım, roman denemelerim de oldu ama hiç birisini bir kalıba oturtup değerlendirmek aklıma gelmedi. Ta ki Hekimoğlu İsmail ile yollarımız kesişene kadar. Şöyle ki, eskiden yani yirmi yıl öncesine kadar batı bölgesinde daha çok Türk nüfusu vardı. O zamanlar da Türk toplumunda farklı fikirler olsa da komşuluk ilişkilerimiz çok sağlam ve güzeldi. Hafta sonları toplanmalar, toplu gezmeler, yardımlaşmalar.. velhasıl her şeyin “la..laa land” olduğu güzel günlerdi. Hekimoğlu İsmail Melbourne ye konferansa gelmiş dediler. Tahminen 1995 yılıydı, bu yazarımız bizim semtte bir komşumuzun evine de geldi. Güzel bir akşam vakti bütün komşular etrafında toplaştık, hep beraber imani, ahlaki, insani sohbetini dikkatle dinledik. Çimento nasıl bir binanın olmazsa olmazıysa Hekimoğlu da imani, İslami konuları çok güzel bir üslupla anlatarak yazarak birlik beraberliğimizi artıran ender insanlardandı. Onu dinledikçe Allah için din kardeşine saygılı olmayı, sabretmeyi, gerektiğinde Allah için yardım etmeyi tekrar öğrenip benimsiyorsun, böylece Allah’ın rızasına erişiyorsun. Onun üslubu da kitaplarında ki anlatımları da gayet akıcı ve herkesin anlayacağı dilden avamcaydı. O gece bütün komşular Hekimoğlu’nu pür dikkat dinledik. Ayrılacağında yanında getirdiği kitaplarından bir set de biz aldık. Bir daha onu hiç görmedim. Ama sohbetinin de etkisiyle kitaplarını dikkatle tek tek okudum.
Kitaplarından birisinde ev hanımları boş vakitlerinde yazarak topluma faydalı olabilirler, gibi hanımları yazmaya teşvik eden bir paragrafa rastladım. Doğrusu o satırlar bana yazılmış gibi çok üzerime alındım. Aynı zamanlarda yazmaktan, okumaktan, kitaplardan çok konuştuğumuz komşumuz, mekanı cennet olsun, Tatar asıllı Enver amca vardı. Her gün işe gider gibi kütüphaneye kitap, gazete okumaya giderdi. Onunla konuşmak istediğimde bulacağım tek yer kütüphaneydi. Emrivaki sesi hala kulaklarımdadır. Onu her ziyaretimizde ”yaz kızım, gazetelere yaz, kadınların halini yaz, durma ..yaz” der dururdu. Bu cesaretle yazılarımdan bir deste yaptım Hekimoğlu’na yolladım. Özetle devamlı yazdığımdan bahsettikten sonra saf saf “sizce yazdıklarım nasıl, yazmaya değer mi..?” gibi bir şeyler sordum. Hiç ummazdım, bana cevap yazmış. Bir çok basılmış kitabı olan kıymetli bir yazardan mektup aldığıma çok ama çok sevindim. İlk mektubunda özetle “yazılarınızı okudum, akıcı, sürükleyici bir üslubunuz var. Yazmaya devam edin, yazınız kendini okutturuyor..” gibi beni yazmaya teşvik edici, yazma hevesimi artıracak güzel şeyler yazmıştı. İlk mektubu yazılarımı değerlendirmem hakkında bana çok büyük bir teşvik olmuştur. Bir müddet sonra yazılar nasıl kitap olarak basılıyor diye bilgi almak için ikinci mektubumu yazdım. O mektubuma da tafsilatlı güzel bir cevap aldım. Bu şekilde Hekimoğlu’nun bende iki tane hatıra mektubu vardır.
Hasılı velkelam, Hekimoğlu İsmail namlı Ömer Okçu sayesinde yazılarım bir kalıba girdi, değer kazandı. Bana yazmaya devam etmem hakkında bir ömür yetecek özgüven verdi. Allah ondan ebeden razı olsun. Böylece İlk yazım 1998 yılında Vatan gazetesinde basıldı. Bende sevgili hanımlarımıza yazıyorsanız telef etmeyin değerlendirin demek isterim.
Hepinize mutlu günler dilerim.
Pembegül Abla