X
GÜLÜMSE BİRAZ

GÜLÜMSE BİRAZ

ABONE OL
Aralık 28, 2021 08:24
GÜLÜMSE BİRAZ
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Köylünün birisi her hafta eşeğiyle kasabadan tuz almaya gidermiş. Yardımcı olsun diye yanında oğlunu da götürürmüş. Yollarının üzerinde akan bir nehir varmış. Giderken iyi de dönüşte eşeğin üzerindeki ağır tuz çuvalıyla nehirden geçmek biraz zor olurmuş. Köylü tuz çuvalı düşecek gibi olduğunda oğlundan ”oğlum şuradan tut..tut “ diye yardım istermiş. Oğlan haylaz, tutmazmış böylece tuz çuvalı eşeğin sırtından akan suya düşermiş. Bu durum bir kaç sefer böyle olunca köylü oğluna değişik bir taktik uygulamak istemiş. Yine bir gün tuz çuvalını eşeğe yüklemişler nehirden geçerken eşeğin ayağı çukura denk geliyor, sendeliyor vee çuval yine düşecek gibi oluyor. Adam can havliyle “oğlum sakın çuvalı tutma, bırak..bırak, tutma “ diyor. Haylaz oğlan da babasına itaat ediyor çuvalı tutmayıveriyor. Tuz çuvalı yine suya düşüyor. Köylü oğlunun ona itaat etmesine çok şaşırıyor. “Sen hep benim dediğimin tersini yapardın, bu gün sana ne oldu?” diye soruyor. Oğlu “babacığım kendi kendime düşümdüm de, bu gün içimden senin dediğini yapıp seni sevindirmek geldi “diyor.

Dağlarda gece koyunlarını güden çoban devamlı etrafında dönüştürüp ona yardım eden köpeğini çok severmiş. Öyle ki bir gün gönlünden dört-beş koyununu köpeğine hediye etmiş. Köpeğin bir şeyden haberi yok ama dürüst çoban koyunlarına her baktığında köpeğine ait olanları hemen bilirmiş.  Aylar, yıllar geçtikçe köpeğin koyunları yavrulamış, çoğalmış, ayrı bir sürü olmuş. Bir gün köpek ansızın ölüvermiş. Çoban bu duruma çok üzülmüş. Köpeğini hüzünle gömdükten sonra köpeğinin koyun sürüsünü ne yapacağını bilememiş. Şehirdeki mahkeme binasına gitmiş, en yüksek hakimi bulmuş, huzuruna çıkmış. Yüksek hakime  geliş sebebini ”efendim benim bir köpeğim vardı. Köpeğim geçenlerde öldü, ardında üç yüz koyunluk sürüsü kaldı. Ben şimdi onları ne yapacağımı bilemedim size sormaya geldim” diye açıklamış. Yüksek hakim kurnaz, çobana “sen biraz dışarda bekle ben bir heyete danışıp sorayım sonucu sana haber vereyim” demiş. Mahsus çobanı biraz dışarda bekletiyor sonra içeri alıyor ve “heyetle toplandık, danıştık konuştuk ve karar verdik, senin köpeğin öldüğü için kanunen sürüsü bana kalıyor” diyor. Çoban biraz kafası karışık “iyi öyleyse, ben gidip sürüyü getireyim size” diyor. Tam kapıdan çıkarken “yalnız hakim bey, iyide siz benim köpeğin nesi oluyorsunuz?” diye sormadan edemiyor.

İstanbul da Yahudi bir kız Kani adında Müslüman bir oğlanı seviyor. İlk zamanlar kızın babası evlenmelerine kesinlikle karşı çıkıyor. Kızı ısrar edince “bir şartla evlenmenizi kabul ederim. Oğlan adını Yani olarak değiştirsin diyor. Bu haberi alan Kani istemeyerek Yani olmayı kabul ediyor ve evleniyorlar. Bir gün Yani efendi kayınpederigili akşama balık yemeye davet ediyor. Hanımınada akşama tavuk pişirmesini söylüyor. Neyse akşam sofraya oturunca sofraya tavuk yemeği geliyor. Kayınpederi de balık severmiş. “Hani biz bu akşam balık yiyecektik” diyor. Yani “evet işte biz de size balık yemeği yaptık” diyor Kayınpeder “bunlar balık değil, tavuk” derken balıktı tavuktu diye baya iddialaşıyorlar. Kayınpeder öfkeyle “Allah’ın tavuğu nasıl balık olur, bu imkansız” diye itiraz ediyor. Damat ta orada taşı gediğine koyuyor” madem tavuk balık olamıyor, kırk yıllık Kani, olur mu Yani” diyor.  

Nasreddin hocanın oğlunun ağzı çok bozukmuş. Hoca oğlunun küfürbazlığına bir türlü mani olamıyormuş. Bu yüzden belki faydası olursa diye oğlunun ağzına bir kaç kuru bakla koymuş. Böylece yağmurlu bir günde oğluyla giderlerken Nasreddin hocaya evin birisinden bir kadın “hocaam” diye seslenmiş. Hoca yağmurun altında kadın ne diyecek diye beklerken kadın camdan bakıyor, gidiyor bir daha bakıyor.. böyle böyle Nasreddin hocayla oğlunu sokakta ayakta bekletiyor. Sonrada  “hocaam, şimdi gidebilirsiniz” diye sesleniyor. Hoca şaşkın “be kadın, bir şey demeyecektin de bizi neden beklettin burada” diyor. Kadın “hocam kusura bakmayın, bana hocanın kavuğuna bakarak tek tek yumurtaları tavuğun altına koyarsam hepsi horoz oluyor dediler. Onun için senin kavuğuna bakarak yumurtaları tavuğun altına koydum” diyor. Nasreddin hoca hem yağmurda bekletilmesine hem de kadının cevabına çok kızıyor. O öfkeyle yanında bekleyen oğluna dönüp “çıkar oğlum şu ağzındaki baklayı” diyor. 

Nasreddin hoca yağmurlu bir günde insanların sağa sola kaçıştığını görünce “eeyy insanlar, Allah’ın Rahmetinden niye kaçıyorsunuz?” diye bağırıyor. İnsanlar da Allah’ın Rahmetinden kaçmamak için yavaş yürüyorlar, böylece ıslanıyorlar. Ama başka bir yağmurlu günde ahali ne görsün Nasreddin hoca göbeğini hoplata hoplata yağmurdan kaçıyor. Hemen bağırıyorlar “hocaam peki sen niye Allah’ın Rahmetinden kaçıyorsun?” diyorlar. Nasreddin hoca” ne münasebet ben Allah’ın Rahmetinin üzerine basmamak için koşuyorum” diyor. 

Her yılınız sağlıklı mutlu olsun İnşaallah.    

Pembegül Abla

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP
rk
rk

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.