Yaşantılarımızı bir bakıma kolaylaştıran aplikasyonlar aslında onlar.
Hayatımda ‘gerekli’ ve ‘gereksiz’ ya da ‘olması gerekenler’ ve ‘olmasa daha iyi olanlar’ diye yaptığım sınıflandırmaya bir de ‘hem gerekli, hem de aynı anda gereksizler’ olarak nitelendirip ekleyebileceğim bölüme, aplikasyonları eklemek istedim. Bunu çok da samimi olmadığınız ya da olduğunuzu sandığınız vasat arkadaşlık ilişkileriniz gibi düşünebilirsiniz. Hem gerekliler, hem çok gereksizler... Arkadaşımız olurlar, hayatımızın çoğunda var olurlar; ama gerçekten orada değildirler.
Aplikasyonlar, giderek yalnızlaşan insanın büyük dayanağı. Aklınıza gelebilecek her türlü yaşam alanının sanalını, aplikasyon dünyası içinde keşfediyorsunuz. Depresyonda mısın, bu meditasyon uygulamasını indir, yalnız mı hissediyorsun, konuşacak, paylaşacak birisi yok mu, bu uygulamayı indir, korkma, yalnız değilsin. Senin gibi bu uygulamayı kullanan milyonlar var. Gün içinde, hayatını düzene sokabileceğine inandığın bir sürü uygulama var. Yemek düzeninden, uyku alışkanlığından, sporuna, yaptığın egzersizlere, yüzünde çıkardığın sivilcelere, ruh halinin iniş çıkışlarına, arkadaşlık ve romantik ilişki dinamiklerine kadar karışabilecek aplikasyonlar bunlar. Hatta gün içerisinde içmen gereken su miktarını ve zamanını sana hatırlatan uygulamalar.
Hiçbir aplikasyon hayatımı düzene sokmadı
Aplikasyonlar varlar.. karşımızda, bambaşka bir dünyanın içindeler ve biz yaklaşık on yıldır bu dünya ile bayağı bir haşır neşiriz. Hayatlarımızı düzenlemeye yardımcı olduğu düşünülen ya da bize herhangi bir eğlence hizmeti sunan bu aplikasyonlar, her insanda farklı işliyor. Benim için, hiçbir aplikasyon hayatımı düzene sokmadı aslında diyebilirim. Sadece gerçek hayatın her alanında yaşanabilecek ya da hissedilebilecek eksiklilerin yerine varlarmış gibi geliyor bana. Bu da hüzün veriyor bir bakıma. İnsan çok kötü geçen bir gününü, işinden evine geldiğinde, yatağına ve ona ellerinin arasında paralel konumlanmış telefonuna, aplikasyonlarına taşıyor. Günlük yazıyor, ruh hallerini anlatıyor, ağlıyor ve oradan bir ses ona sakin olmasını öğütlüyor, belki rahatlıyor, belki daha da yalnız hissediyor; çünkü oradaki ses yanında değil gerçekten fiziksel olarak. Burada bir parantez açmak istiyorum, bir sesin fiziksel olarak yanınızda olması ya da olmaması önemli değildir, yani coğrafik olarak bambaşka yerlerde yaşadığınız arkadaşlarınızla konuşabilir, kötü geçen gününüzü paylaşabilirsiniz. Burada demek istediğim gerçekte var olmayan bir sese gittikçe bağlanmak, insanları, sonuçları kötü olabilecek ruhsal bunalımlara sürükleyebilir bir bakıma.
Giderek yalnızlaşıyoruz, bireyselleşiyoruz
Hayatlarımızı ‘keyfim, ben ve kahyası olarak yönetmek’ bayağı bir süre önce bitti sanırım. Artık ‘keyfim, ben ve aplikasyonlar’ olduk. Giderek yalnızlaşıyoruz, bireyselleşiyoruz, ya da bu kavramlara ufak çaplı anlam kaymaları yaşatıyoruz, öyle benimsiyoruz, içselleştiriyoruz. Bireysel olmayı, bencil olmakla karıştırıyor ya da yerinde fedakarlıklar yapmanın o getirdiği güzel huzuru unutabiliyoruz. İnce ruhlarımızı besleyemiyoruz; dolayısıyla oldukça kaba olabiliyoruz. Kendimizle baş başa iken, gerçekten sadece baş başa mıyız, yoksa aplikasyonun birinden bir direktif, bir tavsiye mi duyuyoruz aynı anda, karıştırıyoruz.
Kendimden iki jenerasyon önceme bakıyorum. Eskiden insanlar ne yapardı, boş zamanlarında ya da hayatlarını nasıl düzenlerlerdi. Aplikasyonlar yoktu. Ne yapıyordu bu insanlar. Çalışıyor, okuyor, geziyor, konuşuyorlardı. Yani aynı bizim gibi. Ama yapılan her iş, sanki daha verimli, daha yoğun ve derinmiş gibi geliyor bir bakıma. Daha anlamlıymış. Daha zor olması belki de onu anlamlı kılıyor. Mesela okunan kitaplar. Örneğin; bazı aplikasyonlar var, reklam metin içerikleri şu şekilde olabiliyor, ‘Okumak zor mu geliyor, bu aplikasyonda Dünya klasiklerinin on sayfalık özetlerini bulabilirsiniz, dinleyebilirsiniz, kitabın hepsini okumak zorunda değilsiniz’ ...
Hayat eylemlerimiz özünü ve derinliğini kaybediyor gibi.. durumlarımız bu sanal hayat yardımcıları ile anlamsızlaşıyor, boşluğa batıyor. Bir ses sana sakin olmanı söylüyor panik atak geçirirken. Tamamen reddetmiyorum bu uygulamaların hayatımıza olan yardımlarını tabi ki; fakat içimizde büyük bir boşluk oluşturduğunu düşünüyorum. O ses orada değil bile, sana dokunamıyor. Ama oradaymış gibi senin ona alışmanı istiyor.
Alışıyoruz bizler de... Onlara ve olmayan varlıklarına.
Aslında yeni ‘normal’ hayat düzenimizde yani Koronavirüs ve bize alıştırmaya çalıştığı hayat düzeninde bu aplikasyon kullanımları artmış durumda ve pragmatik değerini oldukça iyi konumlandırmış durumda. Aplikasyonlar var, koltuğunuzda pijamalarınızla otururken sizi canlı kulüp odalarına bağlayan ya da sosyalleşmeniz için chat odalarında konumlandıran. İnsanlar evde bunalıyor ve dolayısıyla ortak kederi ve sıkıntıyı paylaşan çoğu insan kendini orada buluyor. Evde iken yeteneklerinizi geliştirebileceğiniz aplikasyonlar size çeşit çeşit hizmet sunuyor, online sınıflara ve konusunda uzman kişilere bağlayabiliyor. Yeni normal hayatlarımızda aplikasyonların yeri apayrı oldu belki de... İlişkilerini, aşklarını düzenlediğin uygulamalar, su içmeyi onunla hatırladığın uygulamalar. Karantina bunalımını atabileceğin uygulamalar... Denizin sesiyle ya da yağmurun huzuruyla sana güzel bir uyku çekmeni vaat eden uygulamalar.
Yeni adaptasyon sınavımız bu hayat düzeni ve aplikasyonlarla oldukça bize yardımcılar bu anlamda. Ya da bu hayat düzeninde, zamanla aplikasyonlara daha da bağımlı bireyler olacağız. Kim bilir? Bunu çok uzun bir zaman geçtiğinde anlayabileceğiz sanırım...
Yeni arkadaşlarımız, birlikte vakit geçirdiğimiz yeni aktivite sanal kişilikleri onlar. Onları en yararlı şekilde kullanırken, onları çok fazla benimsememeli ve onlara bağlanmamalıyız haddinden fazla.
Bir sonraki yazımda buluşmak üzere...
Sağlıkla kalın.