PEMBEGUL ABLA MELBOURNE

PEMBEGUL ABLA MELBOURNE

10 Mayıs 2022 Salı

BENİM BİR DÜMBELEĞİM VAR

BENİM BİR DÜMBELEĞİM VAR
0

BEĞENDİM

ABONE OL

2000’li yılların başlarında çocuklar eğlensin diye dış gövdesi kiremitten bir dümbelek satın almıştım. İlk dokunuşta çıkan güm gümlü ses çocukların çok hoşuna gitti, dümbelekle baya ilgilendiler. Ama neşemiz çok uzun sürmedi, dümbelek kısa zamanda kırıldı kullanılmaz hale geldi.

O zaman için maalesef çocukların hevesi kursağında kalmıştı. Böylece çocukların herhangi bir enstrümanı öğrenmek veya çalmanın ne kadar hoşlarına gittiğini keşfetmiş oldum.  Aynı yıl yolum İzmir’e düştü. Abime “ben bir dümbelek alacağım nereden alayım” diye danıştım. Abim duyduklarına inanamaz gözlerle bana bakınca “ben bunu çocuklar için istiyorum, daha önce aldığımız hemen kırıldı” dedim. Abim ‘‘sen merak etme, ben alırım, o iş bende” dedi. Gerçekten birkaç gün sonra bana çok şahane bir dümbelek hediye etti. Galiba Antep işiymiş, dışı alüminyum, zilleri içinde gizli, taş gibi sağlam bir dümbelekle maceralarımız işte ondan sonra başladı.

Gençlik yıllarımız da köyümüzde kına geceleri olduğu zamanlarda kızlarla kendi aramızda def çalıp şarkılar söylemeyi çok severdik. Galiba oradan biraz el alışkanlığı oldu dümbelek çalmayı da çok sevdim ben. Dümbeleği valizime koyup İzmir’den Berlin’e geçtik. Berlin’deki ziyaretim bitti, valizleri davul gibi doldurduk havaalanına gittik, Melbourne’a döneceğiz. Haliyle yüküm fazla geldi. Bir sürü çul çaputa para ödemek istemediğimden valizleri bir kenara çektik boşaltmaya başladık. Bir ara kız kardeşim dümbeleğimi işaret edip “istersen bu kalsın” dedi, itiraz ettim. Bir daha tarttık yine fazla geldi, yine valizin içinden kalacakları hızla seçmeye başladım. Kız kardeşim dümbeleğe taktı, yine “istersen dümbelek kalsın” dedi eline aldı. Dümbeleği elinden aldım bacım, ‘‘bu valizdekilerin hepsi kalsa bile bu dümbelek Melbourne’a gidecek” dedim. Hiç unutmam kız kardeşim tesettürlü birisine dümbeleği yakıştıramadığından olsa gerek hayretle “amaan… hacıdan hocadan korkacaksın” dedi gülüştük. Böylece dümbelekle eve dönebildik.

Ah… bilemezsiniz dümbeleğimle ne mutlu neşeli işler başardım ben. İlk zamanlar evde çocukları oyaladım, üç beş çocuk bir araya geldiğinde ben dümbeleği elime alır almaz hepsine bir neşe geliyordu. Ben çalmaya başladığımda hareket edecekler, ben durduğum anda heykel olacaklar. Bu oyunu oynamaya doyamazdık. Ardından çocukların okulundaki ana sınıfı talebelerini dümbeleğimle ziyaret ettim. Güzelce şalvarımı giydim, renkli köy işi bir tülbentle, kulağıma taktığım şirin bir çiçekle beni karşılarında görünce çocuklar çok sevindiler. İki sınıfı birleştirmişler. Miniklerin hepsi dümbeleğime dokunmak çalmak istiyorlardı ama disiplinde lazımdı. Önce ben onlara Türkçe bir şarkı çaldım, söyledim, dinlediler. Ardından İngilizce çocukların sevdiği şarkılardan beraberce çaldık söyledik. Ne güzel dümbeleğim bütün şarkılara ses verebiliyordu, bu da çocukları coşturmaya yetiyordu. En sonunda “sırayla herkes dümbeleğimi çalabilir” diyordum. Bütün bu eğlenceler bir ders vaktini doldurduğundan, öğretmenlerinde mutlu olduğunu gözlemledim. Ondan sonra birçok kreşlerdeki küçük çocuklara da dümbeleğimle şovlar yapma imkânım oldu. Doğrusu bir dümbeleğin hatırına öğretmenlerin beni her zaman pür neşe hep kapılarda karşılayıp çok saygılı davranmaları dikkatimi çekti. İnsanlar bir enstrüman çalanlara çok ilgi duyabiliyor.

Doktor Pembegül

Bir kızcağız evlenecekmiş, ”gel teyzem sana bir mutfak partisi yapalım” dedim, dümbeleğimle onun partisine eşlik ettim. Kızların neşesi eğlencesi beni de çok mutlu etti. Birisini depresyonda, çok rahatsız dediler. Bacıları eve topladım ona moral gecesi yaptık. Dümbeleğimle hep beraber eski şarkılardan, türkülerden okuduk. İsteyen oynadı eğlendi kadınca neşelendik. Gecenin sonunda depresyonda olan arkadaş bundan sonra ben sana “Doktor Pembegül’’ diyeceğim diye sayıklamaya başladı, çok güldük.

Halen tanıdık çocukların yaş günü partisi olduğunda dümbeleğimle çocukları eğlendirip oynatırken bende çok eğleniyorum onların neşesi bana da bulaşıyor. Ne diyecektim, hayatın bunca karmaşıklığı içinde debelenirken, bazen bir müzik aleti çalmak veya bir şarkı söylemek veya güzel manalı bir müzik dinlemek insana güzel moral olabiliyor, neşelenebiliyor.

Bir şekilde morallerimizi de yüksek tutmanın çaresini bulmak lazım diye düşünüyorum, ne dersiniz?

Devamını Oku

BAYRAM HATIRALARI

BAYRAM HATIRALARI
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Hiçbir zaman nerde o eski bayramlar diye hayıflanmayı düşünmedim. Benim bütün bayramlarım çok güzeldi. Allah’ın bize bahşeylediği her bayram mutlu, kutlu ve güzeller güzelidir. Az çok sevdiklerinle toplaşırsın, sarılır bayramlaşırsın, beraber iki lokma yer anı paylaşırsın. Yeni gelen her bayramı parlatıp, ışıldatmak biz insanların elindedir. Hiç unutmam bir bayram da eşim öğretmen olduğundan Ağrı şehrinin Patnos kazasının Gubik köyündeydik. Ana yok, baba yok biz bir garip kuş misali. Baklava, börek yapacağım küçük tüpten başka pişirecek bir ocak yok. Bir gün öncesi ne yapabilirim diye düşündüm, taşındım. Arefe günü iki yumurta kırıp un ve şekerle çırpıp kaygana tatlısı yaptım, üzerine şerbet de dökünce bayram tatlımız hazır oldu. Ertesi günü köyün ilkokulunun talebeleri kapımızı çalarak bizimle bayramlaştılar, çocuklarla ve kaygana tatlısıyla bayramı kutladık gitti.

Rahmetli annem genç bir komşusu bayramda, habersiz Türkiye’ye annesine gidip sürpriz yapacakmış diye çok mahzun olmuş. Kardeşlerim annemden habersiz beni arayıp “annemiz seni çok özlemiş, bayrama yakın gel de annemizi sevindirelim” dediler.  Hiç hazırlıklı değildim ama buradan atladım Berlin’e gittim. Anacığım apansız beni karşısında görünce ne kadar sevindi anlatamam. Neyse bayramdan bir gün önce annemle özene bezene şöyle cevizini bolca saça serpe güzel bir baklava yaptık. Bakın bayramdan bir gün önce diyorum. Şerbetini de bayram sabahı döktük. Mevsim Nisan ayı, yani ilk bahar mevsimi, hava sıcak falan değil. Bayram yemeğini kardeşlerimle, babamla hep beraber yedik, üzerine baklavayı da servis ettik, bayramlaştık ettik, baklava tepsisini geniş oylumlu pencerenin önüne koyduk. İkindi saatlerinde gelen misafirlere tatlı çıkaralım dedik. Aman Allah’ım ellerimizle yaptığımız baklavayı tanıyamadık. Sabah şerbetini döktüğümüz baklava feci şekilde bozulmuş ekşimiş, kabarmıştı. Anacağımız, kederle “buranın havası böyle işte, insanı da baklavayı da bozuyor “ dedi.

Güzel bir bayram gününde köyde Rahmetli teyzemgildeyiz. Kocaman sininin etrafına bütün ev halkından hariç biz misafir çocuklar bile sığmışız.  Sofraya ne gelirse kaşıklıyoruz, bayram yemeği diye kimsenin onu yemem, bunu istemem gibi bir derdi yok. En son bir tabak baklava geldi. O zamanlarda baklava dilimleri kocamandı, yemekle bitmezdi yani. Yemekten sonra eniştemiz kocaman ellerini açıp bir sofra duası etmeye başladı. Biz çocukları “ellerinizi açın, amin deyin” diye uyardılar. Ardından evin gençlerinden birisi kapaklı bir bakır leğen getirdi, birisi de bir ibrikte ılık su ve temiz bir havlu. Tek tek büyüklerin önüne gidip herkes oturduğu yerden ellerini tertemiz yıkayıp sabunladılar, havluya silip kuruladılar.  Biz çocukların ellerine kolonya döküp kağıtsız kaba şekerlerden dağıttılar.  O zamanlarda kağıda sarılı şekerler, içinde bilinmez sürprizler varmışçasına daha kıymetliydi. Bayramlarda şehirden gelenlerle köyümüz dolar taşar, kalabalıklaşırdı.

   Bazen de umulmadık zor zamanlarda güzel insanların zarif dokunuşları da bayramlarımıza renk katar güzelleştirir verir. Buralara ilk geldiğimiz yıllarda evlerde dikiş işleri yapardık. Bayrama bir gün kala bir zamanda işlerim dağlar gibi yığılıydı ve acil yetiştirmem lazımdı. Baklavaya, böreğe hiç vaktim yoktu. Böylesine dar ve sıkıntılı bir zamanda sevgili kuzenim, arefe akşamı arayıp “bayram yemeğine bize buyurun “demez mi?  Gece geç vakitlere kadar çalıştıktan sonra hazır bir sofrada akrabalarla buluşup bayramlaşmak ne güzel olmuştu anlatamam.

    Bayramlarda biz çocukları mutlaka büyüklerle bayramlaşmaya götürürlerdi. Gittiğimiz aile büyükleri de bizleri sevinçle karşılar şefkatle bağırlarına basarlar, hayırlı dualar ederlerdi. Yıllar geçip yaşlarımız büyüdükçe bizden büyüklerimizi ziyaret etmeyi hiç ihmal etmemeye dikkat eder olduk. Yenilerde birisi “abla sabah giyindik kuşandık, çocuklarımızı alıp kayınvalidemlere bayramlaşmaya gittik. Uyuyorlarmış, kapıyı zor açtılar, naapcamızı şaşırdık” diye dert yandı.  Başkası nasıl istiyorsa öyle yapa dursun, bayram bizim bayramımız, onu layıkıyla değerlendirip, yaşamak bizim elimizde. Biraz hoşgörüyle, biraz fedakarlıkla, birazcıkta sevgiyle bu bayramları mutlulukla yaşamaya değer diyecektim. Mutlu bayramlarınız olsun İnşaallah.

Devamını Oku

BAYRAM AREFESİ

BAYRAM AREFESİ
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Mübarek ramazan ayı bütün güzellikleriyle, hayrıyla, bereketiyle hayatlarımızdan akıp gidiyor. Bir dahaki Ramazan ayına erişir miyiz Allah bilir.

Avustralya’daki Müslümanlar, ibadetlerle, iftar davetleriyle, hayır hasenatlar ile ramazan günlerini var gücümüzle Allah için güzel değerlendirmeye gayret ettik. Çalışanlar, okuyanlar, yolcular hatta çocuklar bile hep beraber kısacık zaman dilimine birçok güzel işleri sığdırmaya çalışarak bir ay pür telaş geçti. Sıra geldi ramazan ayının son haftasına.

AREFE GÜNÜ HAZIRLIKLARI

Eskiden köyümüzdeki bakkalda hamur mayası falan satılmazdı. Ama bayram arefesi yaklaştığı zaman kadınlar önceden saklayıp muhafaza ettikleri hamur mayalarını hazır eder çoğaltırlardı. Parantez içinde, köyümüzde belki de elli yüz yıllık saklana gelen hamur mayalarının akıbeti şimdilerde ne oldu bilmiyoruz. Mayası olmayanlar komşudan mayalarını alır bayrama iki gün kala günün adını alan arefelerini özenle hazır ederlerdi. Bazı yerlerde pişi veya bişi de denilen mayalı hamur kızartması bayramdan önceki iki günde olmazsa olmazdı yani. Rahmetli annelerimiz, ninelerimiz bayram yaklaşırken evlerin bacalarının yanında ölmüşlerinin arefe kızartılıp yağ kokusu semaya yükselecek mi diye bekleştiklerine candan inanırlardı.  Bir evde bayramdan önce arefe pişirilince sevabından ölmüşlerimizi de gideceğini umduklarından eli ayağı tutan herkes arefesini yapmaya çok önem verirdi. Bizim Dombay ovasının köylerinde haşhaş yağı sıklıkla kullanılırdı. Tertemiz yıkanan sacın çukur tarafında yağ azıcık göllendirilir, evin ocağında mayalı hamur yuvarlak tekerlek  gibi şekil verilip kızartılırdı. Biriken bişiler komşulara, okuldan dağılan çocuklara, işçilere sokakta kim denk gelirse herkese sıcak sıcak dağıtılır birazı da eve bırakılırdı. Böylece herkes bu mübarek günde Allah için mevtalarının ruhuna hayır yapmış olmanın huzurunu yaşardı.

Mayası olmayanlar komşudan mayalarını alır bayrama iki gün kala günün adını alan arefelerini özenle hazır ederlerdi. Bazı yerlerde pişi veya bişi de denilen mayalı hamur kızartması bayramdan önceki iki günde olmazsa olmazdı yani.

Eskiden Bayram Arefesinde

Ben buralara geldiğimiz ilk yıllarda bayramdan önce arefe yapmaya çok dikkat ederdim ama Allah affeylesin hem dağıtacak insan bulamadığımdan hem de işten güçten bu güzel adetimizi pek de sürdüremediğimi belirtmeliyim. Bayrama son iki gün kala Müslümanlar mezarlık ziyaretlerine çok önem verirler. Bu ziyaret çok sevaplıymış diye herkes mezarlıktaki ölmüşlerimi ziyarete gitmeye gayret ederler. Kendi adıma çocukları her zaman tembihlerim “mezarlığa gitmek için birimizin ölmesini beklemeyin, altınızda arabanız var, gidin yolları ve mezarlık yordamını öğrenin. Mezarlığa varınca, Esselamun aleyküm ey mevtalar, bir gün bizde buralara geleceğiz deyip selam verin, Fatihalar okuyun” diye uyarırım. Biz anne-babalar gençlerimizi uyarıp haber vermezsek sonradan mezarlığın yolunu yerini bulamayanları çok gördük. Bu işlerin sağlam sağlıklıyken yapılması bence çok elzemdir.

ÖLEN OĞLUNU RÜYASINDA GÖREN ANNE

Ramazan’a yaklaştığımız şu son haftada evlerde tatlı yapma telaşları başlayacak. Bilenler kendince bayram tatlısını yapacak bilmeyenlerse ne güzel kıymetli ustalarımızın yaptığı tatlılardan alacak. Bayramlarımızda misafirlerimize mutlaka tatlı ikram etmek isteriz yani. Yıllar önce bir Türkiye ziyaretimizde oğlunu elim bir trafik kazasında kaybeden bir ablaya bayram ziyaretine gitmiştim. Hiç unutmam bana çok ibretli bir şey anlattı.  “Ben bu bayrama kadar oğlumu kaybettiğim için çok üzgündüm. Bu yüzden ne arefe ne tatlı hiçbir şey yapmazdım, Allah affeylesin. Bu bayramdan bir gün önce öğlen oturduğum yerde canım geçmiş uyumuşum. Rüyamda camdan baktım, karşıda direğin yanında Rahmetli oğlumu bizim eve bakarken gördüm. Sevinçle, “oğluum gel, gel içeri gelsene” diye bağırdım. O yerinden kıpırdamadan bana “niye geleyim, bayram için ne baklava yapmışsın, ne de böreK’’  dedi ben sıçradım uyandım. Sevincimden, bizimle oturan oğlumun eşine “Seldaa..koş gel hamur yoğuralım, oğlumun sevdiği tatlıdan börekten yapalım” dedim az önce gördüğüm rüyamı anlattım. Ağlaya ağlaya, bu bayram onun maneviyatı evimize gelsin için tatlımızı yaptık” dedi. Allahualem, ölenle ölünmez ama bilhassa bayram arefelerinde Allah için yaptığımız küçük büyük hayır hasenatlardan mevtalarımızın ruhunun haberdar edildiğine, hayırlarımızın onlara meleklerle ulaştığına bütün kalbimizle inanıyoruz. Böyle böyle teselli olup, mevtalarımızı da dualarımızda anıp ihmal etmiyoruz, hepsinin ruhları şad olsun İnşaallah.        

Devamını Oku

MELBOURNE’UN CAMİLERİ

MELBOURNE’UN CAMİLERİ
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Ne güzel tutabilenler oruçlarını tutuyor, bir kısmımız, zekât, sadaka, fitresini ödüyor, bir kısmımız oruçlulara iftar ettirmek suretiyle Allah’a karşı şu mübarek günlerde kulluğumuzu süsleyebildiğimiz kadar güzelleştirmeye çalışıyoruz. Bu manada her yaptıklarımızla Allah’ın bizlerden hoşnut olmasını umuyoruz. Tabi bu da insana tarifi imkânsız bir huzur, bir gönül rahatlığı veriyor. Allah’ım hepsini kabul eylesin İnşaallah.

Yaklaşık otuz yıl önceki günlerde Ballarat Road üzerindeki Kıbrıs camisi arazisi geniş olmasına rağmen ibadet mekânı küçük bir yerdi. Nüfus arttıkça Ramazan’da teravih namazları için, bayram namazı için büyük çadırlar kurulmaya başlanmıştı. Rahmetli Hasan Dellal abi şimdiki muhteşem caminin planlarını hazırlatmış ilk temeli milletvekili İan Baker’la atmışlardı. Caminin inşaatı bağış ve yardımlarla biraz yavaş gitti ama sonunda bitti. O zamanlarda yeni yeni halka açık hem bayramlaşma hem de kermesler başlamıştı. Para bağışlamak isterdim ama hesaplar denk gelmiyordu. Rahmetli Hasan abiye “bana bir masa bir de elektrik kablosu verin katmer yapıp satayım” dedim. Memnuniyetle kabul etti. Ben ne bileyim, bizim Dombay ovasının katmerini Kıbrıslı kardeşlerimizde bilirlermiş. Geçmiş gün Kıbrıs camisinde ilk defa katmer satarak bağışımı yapmak bana da nasip oldu. 

Australian Bosnian Islamic Centre Deer Park - 285 Station Rd, Albanvale VIC  3021, Australia
Bosna camisi- Station Road Deer Park

Bosna Camisi ve Savaş 

Tam da o sıralarda Bosna’dan dehşetli katliamlar, acı haberler gelmeye başlamıştı. Station Road Deer Park adresinde gayet geniş bir arsa üzerinde Bosna camisi inşaatı başladı.  Galiba o acılı elemli günlerinde tesiriyle Bosna camisi çok çabuk yapılıp derhal ibadete açıldı. Orayı da inşaat sıralarında gidip gezdim, baktım. Halk kendini çok çabuk toparladı, imamları cemaatleri bi tamam derhal ibadete açıldı. Yakınlarını savaşta kaybeden Bosnalı kardeşlerimizin o acılı zor günlerde Bosna camisinin onlara güzel bir teselli kaynağı olduğunu gözlemledim. Şu an çok teşekküllü güzel bil külliye vazifesi görüyor. Camilerimiz zor zamanlarda dualarla Allah’a sığındığımız yegâne teselli yerleridir de.

Sunshine Mosque - Wikipedia
Yaklaşık otuz yıl önceki günlerde Ballarat Road üzerindeki Kıbrıs camisi arazisi geniş olmasına rağmen ibadet mekânı küçük bir yerdi.

Kıbrıs camisinin çok yakınlarında adını hatırlayamadığım Arapların da bir camisi vardır. Keza Sunshine Road üzerindeki Nur vakfının yanından geçerseniz bir gezin, bakın, bir namaz kılıp çaylarından için derim. Çok tafsilatlı, ibadetlerinizi güzellikle yapabileceğiniz ender mekanlardandır.

Bana başka eyaletlerden gezmekten gelenler sağda solda rastladıkları, kapıları kilitli, eski viran birkaç Afgan deve sürücülerinin mescitlerinden bahsediyorlar. Kullanılmadıkları için zamanla yıkılmaya yok olmaya başlamışlar. Ama şimdilerde Müslüman nüfusu gittikçe artıyor ve insanlar ibadetleri hakkında bilinçliler Maşaallah. Herkes Cumasını, teravih ve bayram namazlarını mekânında eda etmek istiyor. Bu yüzden son zamanlarda değişik semtlerde cami, mescit inşaatları başladı. Şu an tam adresini bilmiyorum ama bir tanesi Truganina semtinde ibadete açılmış ama tam bitmemiş. Halen yardım topladıklarını biliyorum.  Hume Highway üzerinde inci tanesi gibi duran Quba mescidi inşaatı devam ediyor. Bölge halkı yardımlarını ne kadar tez yaparsa camilerine o kadar tez kavuşurlar İnşaallah

Ramazan ayına yakın günlerde elime bir broşür geçti. Melton semtinde Markazul Huda Jaame Mascid‘ine yardım toplanıyormuş. Siz kıymetli okurlarım için gittim baktım. Tanıdıklardan biraz yardım topladım, 122 Brookly Road Brookfield adresindeki cami inşaatına eşimle gittim. Önceden haberleşmiştik, bizi Doktor İmteaz ve kaptan Bilal baş sorumlular olarak karşıladılar. Ön cepheden park yeri azmış gibi görünen caminin yan taraftan arkaya geçince kocaman bir arazisi var. Ne güzel acilen ibadet ve abdest yerlerini yapıp hemen halka açmışlar. Onların da birçok eksikleri ihtiyaçları var. Misal hanımlara ayrı, özel geniş yer olması lazım. Doktor Bilal gün be gün yardımlarla yerlerin genişletilip daha çok insana ibadet yeri hazırlanacağından açıklamalar yaptı bize bilgi verdi. İmkânı olan gidip bir baksın, yardım etsin İnşaallah.

Daha tarihçesini anlatacağım başka yerlerde vardı ama şimdilik burada nokta koyayım. Şimdiye kadar Müslümanların ibadet yerleri hemen hepsi gönüllü hayırsever insanların fedakârca destekleriyle Allah Rızası için olan işler. Kanaatimce Avustralya devleti bu gibi mekanların masraflarını cömertçe desteklemeli, yardım etmeli. Çünki, buralarda toplaşıp sosyalleşen insanlardan Avustralya’ya zarar gelmez, bilakis çok fayda gelir. İnsanlar aldıkları nasihatler, terbiye ve disiplinlerle ülkenin kurallarına uyarlar, kanunsuz işlerden kaçınırlar, insanlara haksızlık yapmazlar, doğayı korurlar, başka dinden insanlara saygılı ve yardımsever olurlar. 

Avustralya ‘Müslümanlarsız’ olamaz diyeyim.

Devamını Oku

İFTARLA DİYALOG

İFTARLA DİYALOG
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Aylar öncesinden Ramazan’a hazırlık için evler tekrar gözden geçirilip temizlenip toparlandı. İftara misafirimiz olursa diye güzel ağırlayıp ikram edelim diye sarması, mantısı, köftesi, yufka ekmeği, böreği artık kimin elinden ne geliyorsa hazırlandı, onlarda buzluklarda kısmetlisini beklemeye başlamıştı. Tabi devamında Ramazan gelecek diye işinden izin alanları veya işini bırakanları biliyorum.  

İnsanlarımız, Cami, cemaat ve vakıflarımız günlerce Ramazan gelecek diye Allah için pür telaş  hazırlandık, süslendik yani. Mübarek günler bütün güzelliğiyle bedenlerimizi, ruhlarımızı sarıp sarmaladı, güzel haberler gelmeye başladı bile. Vakıflarımız aracılığıyla denizaşırı ülkelere yollanan iftariyeliklerin resimleri gelmeye başladı. Bizden kilometrelerce uzakta insanlarla yemeğimizi paylaşmanın İnşaallah sevabına erişmenin huzurunu yaşadık.  O yaşlılarımızın dolu dolu güzel dualarıyla,gençlerimizi iftar sofralarından sonra teravih namazlarında  görmek ayrı bir sevinç kaynağı bence. Ne diyeyim, Mübarek Ramazan ayını  anlatmakla bitmez en iyisi yaşamak lazım. 

İlk davetimize iş üniformalarıyla polisler, hakim, savcı

   Yaklaşık dört beş yıl önce, bir Ramazan ayına girerken, bana “abla evinizde Avustralyalılara iftar daveti vermek istermisiniz ?” diye sordular. Eşimle, biraz tereddütle kabul ettik.  Çünki, İngilizcemiz belki yetersiz olabilir diye takıntımız vardı. Gözümüzü kapatıp Ya Allah Bismillah dedik, misafirlerimize severek kapılarımızı açtık. Hiç unutmam ilk davetimize iş üniformalarıyla polisler, hakim, savcı falan gelmişlerdi. 

Allah ne verdiyse pişirdik, misafirlerimizi güzel güzel ağırladık. Bu işin bir yanı. Ama en güzel tarafı ise o insanlar iş gününde vakitlerini ayırmışlar.  Müslümanları tanımak, Ramazanı anlamak için, merak ettiklerini sorup öğrenmek için bize gelmişler. Ne güzel değilmi? Ben sokağa çıksaydım dinimizin güzelliklerini anlatmak için kesinlikle bu insanları  bulamazdım.  Yemekler bahane oldu İngilizceyi güzel konuşan başka misafirlerimizinde desteğiyle yemek anında ve sonrasında onların müslümanlıkla ilgili bir çok sorularını cevapladık,bilgilendirdik. Gerçekten müslümanları,müslümanlığı tanımak anlamak istediklerini gözlemledim. Bence Müslüman olmayanlarla seviyeli bir noktada diyalog kurabilmenin en güzel yolarından birisi de İftar sofralarıdır.

     Sevgili Peygamberimizin hayatını okuyanlar iyi bilirler. Sevgili eşi Hatice annemizle evlenip Peygamber olduktan sonra insanlara Allah’ın emirlerini anlatmak için bir servet harcıyorlar. O zamanlarda Peygamber efendimiz Mekke halkına yemekli davetler verip,tebliğ etmek için güzel sofralar kuruyordu. Bazıları dinliyor bazıları alay ediyorlardı. Ama O hiç anlatmaktan vaz geçmiyordu. Ne ki insanlar Allah’a inanarak kurtuluşa ersinler. Hal böyleyken bizlerde acizane peygamber efendimizin yaptıklarını günümüzde yapmaya çalışarak Allahın hoşnutluğunu kazanmaya çalışıyoruz haliyle.

   Biz o ilk yaptığımız iftar davetinin tadını aldıktan sonra her sene en az bir iki diyalog iftarı almaya önem verdik. Bir seferinde Milletvekili Richard Riordan da geldi. Politik kariyeri bir yana insanlığı, nezaketi güzel bir insan. Onun ve yanında gelen akademisyen, avukat bir çok kariyerli insanlarla önemli güzel sohbetlerimiz, paylaşımlarımız oldu. Sonrada Richard Riordan gile iade ziyareti yaptık, taa Colak’a gittik. Onlarda özellikle helalinden şirin bir sofrada bizi ağırladılar. Yanımıza müslüman bir Doktor ve ailesini, Avukat akrabasını falanda davet etmişler. Onlarında bize anlatmak istedikleri vardı, beraberce çok kıymetli bir zaman geçirdik.

 Abla bu diyaloglarla elinize ne geçti diye sorabilirsiniz. Allahualem, insanları müslüman etmeye bizler güç yetiremeyiz. Kalpler Allah’ın elindedir. Kaldı ki Peygamber efendimiz bile çok istemesine rağmen amcasının müslüman olmasına vesile olamamıştır. Çünki, Allah dilediğine hidayet nasip edecek, hepimiz bunun bilincindeyiz. Ama misafirlerin ”oruca nasıl katlanıyorsunuz, niye oruç tutuyorsunuz, sonuçta ne kazanacaksınız, oruç tutamayanlar ne yapıyor..?” gibi çeşitli sorularını cevaplıyoruz. Kuran-ı Kerim kitabımızdan, O nu bize bu asra ışık tutarak açıklayan Bediüzzaman Hazretlerinden anlatıyoruz. Çoğusu biz Türkleri  Arapça konuşuyoruz sanırmış, Atatürk Harf devrimi yaptı, Türkler Latin harfleriyle okuyup yazar dediğimizde baya şaşırıyorlar. Kadınların hicabından, Türk yemeklerinden, helal yemekten, Hac’dan bir çok şeylerden soruyorlar münasipce anlatıyoruz. Keza onlarında bize anlatmak istedikleri çok farklı konular var. Kiliselerinde gençler çok azalmış, Aborjinlerle aynı günde Avustralya gününü kutlayamadıklarından, işlerinin yoğunluğundan, İstanbul’dan, Türk yemeklerinin lezzetinden, sığınmacıların buraya entegre olmasından, dereden tepeden konuşurken insanlar vakit hiç bitmesin eve hiç gidilmesin istiyorlar sanki.

Yüce Allah hepimizin İftar davetlerini kabul olanlardan eylesin İnşaallah.

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.