Kemal Serdar – Yeni bir yılda bizi ne bekliyor!

0
5

Genel söyleyişle ‘tarih tekrar eder’ gibi, her yeni yıl da kimi beklentilere ve gelişmelere göre betimlenebiliyor. Acaba daha önce olanlar, yaşananlar ve olaylar bu yıl içinde de benzeri bir biçimde gerçekleşebilir mi? Ders alınacak şeyler var mı, kimler ders almalı?

Geçen gün dinlediğim bir radyo programında, bir tarihçi, aslında hiçbir şeyin tekrar etmediğini söylüyordu. Bu Arap baharı ve kimi Ortadoğu ülkelerine güya demokrasi getirmeye çalışan Amerika ve şürekası, acaba İran’a da geçen haftalarda yaşanan protesto olayları karşısında aynı beklenti ve mantıkla yaklaşmadılar mı? Dava, kötü bir yönetime, ekonomik kararlara, siyasi baskılara karşı yapılan protestolar olmayıp; bunun arkasında, acaba nasıl olur da bir Acem baharı yaratırız, orayı da karıştırır, mutlaka silah satar ve dünyanın jandarmalığına devam ederiz mi?

Üstelik, bunlara akıl veren, arkasından itekleyen bu dünya jandarması devletin başındaki adamın, 5 Ocak’ta yayımlanan bir kitaba göre, çocuk aklına sahip, olayları anlama kapasitesinin olmadığı, sadece kendine odaklı ve akıl sağlığının bozuk olduğu savlandı. Bir ülkenin yönetiminde yer almasının sakıncaları belirtildi. Böyle bir durumda ve dünyada yaşamanın ne menem bir tehlike yarattığının bilmem farkında mıyız? 6 Ocak’ta ise dünyaya kendisini ‘çok kararlı, üstün yetenekli dahi’ biri olarak lanse etti. Gülmemek için zor tuttum kendimi. Ne diyelim, Tanrı baba, dünyayı böylesi dahilerden korusun! Böyle bir dünyada, yeni bir yılın nasıl olabileceğini sanırım tahmin etmek zor olmasa gerektir. Kuzey Kore’yi karşısına alarak, yok, benim nükleer silah düğmem daha büyük ve kocamandır diyen bu deliye bu -özgür- dünya nasıl güvensin 2018’de?

Böylesi bir dahi de uzaktaki ülke Türkiye’nin başında ne yazık ki? Her derde deva, naneden maydanoza tüm görüşlerini , ilgi alanı olsun olmasın açıklayarak bir ülkenin toplam kaderine hükmedebiliyor, insanlar da kuzu kuzu dinleyip, akıl sağlıklarını korumaya çalışıyorlar. Benim izleyebildiğim kadarıyla özellikle son beş yıl içinde, aklı başında birçok yazar ve düşünürün söylediği, ülkenin artık yaşanamayacak denli bir duruma geldiği, neredeyse yaşadıkları ülkeyi tanıyamadıkları ve insanların çıldırma noktasında oldukları bir durum yaşanıyor. Fransa’da sorduğu sorudan ötürü ‘FETÖ ağzıyla konuşan’ diye bir Fransız gazeteciyi de suçladı bu dahi, daha ne olsun?

Yaşadığımız ülke Avustralya, genelde ve görüldüğü kadarıyla, dünyanın birçok ülkesine kıyasla göreceli olarak -halen- ‘şanslı ülke’ konumunda. Kendine özgü durumu, dünyaya uzaklığı, bir biçimde onu kimi musibetlerden(!) uzakta tutabilmektedir sanırım. İnsanların her durumda rahat bir yaşam sürdüğü, kimseyi takmadıkları, daha doğrusu rahatlıklarına düşkün oldukları ve yaşamdan olabildikçe zevk almaya çalıştıkları, yarın ne olacak kaygısına fazla rağbet etmedikleri ve sözcüğün tam anlamıyla kendine has bir ülke.

Bunları derken, her gün kısılan haklar ve sanki lütuf gibi sunulan olanakların, sosyal devlet olma halinden gittikçe uzaklaşılmasını da yaşıyoruz. Çözülemeyen Anayasa konusu, Yerli halkın buna nasıl dahil edileceği Federal hükümetin önündeki en büyük sorunlardan. Aralık ayında son bulan Kraliyet Araştırma Komisyonu raporuna göre ülkedeki dini kurumların çocuk taciz ve tecavüzüne karşı alacakları ne gibi önlemlerin olacağı da bu yıla damga vuracaktır.

Uzaktaki ülkeyle olası bir kıyaslama yapılamaz ama orasının artık dünyadaki çocuk tecavüzü ve çocuk yaşta evlendirme şampiyonu olduğu gerçeğini de bilelim. Böylesi birincilikleri kimseye kaptırmayız evelallah!

İnsanın yol açtığı iklim değişikliğini dünya, hem çok soğuk, hem çok sıcak değişimler olarak ne yazık ki bu yılda da yaşayacak. Bu satırları yazdığım gün, tv alt yazılarında özel haber olarak, yaşadığım Sydney’in Penrith semtinin hava sıcaklığının 47.3 dereceyle tüm zamanların sıcaklık rekorunu kırdığı açıklandı. Ama dünyanın en aklı başında, istikrarlı dahisinin ülkesi tüm bunları dışlayarak dünyadan soyutlanıyor. Avustralya’nın da ne yazık ki tek yaptığı, kömürle çalışan bir enerji santralı sahibine yalvararak, kapatılması düşünülen bu yerin bir 5 yıl daha fazla çalışmasını istemek. Bu mudur ileriyi görmek, bilmiyorum.

İnsanlar her koşulda iyimser olmak, ileriye dönük bakmak ve her kötü koşulun bir biçimde üstesinden gelmekle ilişkilendirilmiştir. Kötü olanı kabullenmek ya da yapacak bir şey yoktur demek, dünyadaki ve ülkelerdeki zor koşulları kabul etmek insanlığın yararına değildir. Her şeye karşın 2018’de umutlu olmak için birçok neden vardır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu bırakın!
Lütfen isminizi girin