Emrah Yağlı –  DİN VE DEMOKRASİ

0
37

Merhaba değerli dünya okuyucuları. Halkın kendi kendini yönettiği, bunu yapmak için de kendi içinden temsilciler seçip görevlendirdiği ve herkesin birey olarak eşit sayıldığı yönetim biçimine demokrasi deniyor. Bu yönetim biçiminin en önemli özellikleri devletin halk için var olduğu, din devlet işlerinin ayrı tutulduğu, bireyin yaşam hakkının esas alındığı yasalar önünde herkesin eşitliğidir. Yani demokrasinin en azından kitaplardaki tarifi ve olması gereken hali budur. Bizdeki gibi yüz yıllarca tek adamlıkla yönetilmiş toplumlarda demokrasiye geçiş, seçme seçilme, çoğulculuk, eşitlik, laiklik gibi kavramların oturması pekte kolay olmamaktadır. Bu sadece Türkiye’nin değil, benzer toplumların da ortak sorunudur. Uzun yıllar çok geniş toprakları ve bu topraklardaki değişik kültürlerden oluşan toplulukları yönetip, kontrol etmek, bir arada yaşam şartlarını oluşturmak aslına bakarsanız çok da kolay olmamıştır bana göre. Tek adamın hakimiyetinin devam etmesi için, başkaldırılara, isyanlara, bağımsızlık isteklerine karşı geliştirilen onlarca yöntem bulunmak zorunluluğu doğmuştur. İspiyonculuk, korku aşılama, ödüllendirme gibi bir sürü yöntem. Ve tabi en önemlisi korkudan kaynaklı Biat ettirme yöntemi. Asıl olarak Arapça olan kelime bir kimsenin ya da kesimin, topluluğun hakimiyetini, yönetimini kayıtsız şartsız tanımak anlamına gelmektedir. Biat ettirmek, gerek kaba kuvvetle gerekse ikna ve korku yoluyla kitlelere ya da bireylere hemen olmasa bile zamanla kabul ettirilen bir yöntem olarak kullanılmıştır tarihte. Yüz yıllarca sorgulamadan, hak aramadan, insan olarak hiç bir değeri olmadan yaşayan bir halk, demokrasiye geçiş sırasında elbette zorlanmıştır. Bir yandan seçme, seçilme söz söyleme hakkını elde ederken, diğer yandan kültürel, geleneksel, dini alışkanlıklarını ne yapacağını bilememiştir. Özellikle Ortadoğu kültürünün etkisinde o kadar uzun zaman kalmış olmanın verdiği alışkanlıkları atmak çok kolay olmamıştır. Demokrasiye geçişte belki de en büyük darbeyi alanlar, tek adamlık döneminde adına bazen ulema, bazen bilge, bazen de neredeyse kanun koyucu durumunda olan din adamları olmuştur bence. Dini konulara hakim olduğu için bu günkü hakimlik derecesinde Kadı olarak ceza kesen, her şeye karar veren, zaman zaman Padişahların bile onların sözüyle hareket ettikleri bu makam sahipleri, demokrasi kavramının gelişiyle bir nevi işlevsiz kalmışlardır. Din ve devlet işlerinin ayrışmasına uzun zaman itiraz eden hatta başkaldıran bu kesim, her şeyiyle açık seçik ortada duran ve yoruma gerek olmaksızın kutsal kitapla herkesin anlayıp ulaşabileceği din öğesi ellerinden alınınca mecburen geri durmak zorunda kalmışlardır. Kısacası, kendilerini biat edilmesi gereken bir durumda gören ve din gibi manevi bir kavramı tüm dünya işlerinin kontrol noktası gibi gösterenler ellerindeki dünya nimetlerinden olmuşlardır. Demokrasi ve Cumhuriyetle diyanet gibi bir kurumla kurumsallaşan din işleri, tabiri caizse birilerinin tekelinden alınıp, biat etmeye gerek olmadan da herkesin ibadetini yapabileceğini bir hal almıştır. Din, manevi bir olgudur ve herkesin vicdanıyla ilgilidir. Yani kimin ne kadar Müslüman ya da başka bir şey olmasına kimse karar veremez, hele hele din adına bir insanın başkasına biat etmesi kabul edilemez denmiştir laiklikle.

Buraya kadar yazdıklarım Türkiye’nin demokrasiye geçmeden önce dinin ve din adamlarının yönetimdeki önemini kısaca anlatmak adınaydı. Peki 1923’lerden bu güne yaşadıklarımıza bir göz atacak olursak, laiklik yani din devlet işlerinin ayrılmasından bu yana neler oldu? Aslında günümüzde de birebir yaşadığımız haliyle hiç bir zaman bitmedi din olgusunun sömürülmesi.

1950’de çok partili döneme geçilip, Cumhuriyet karşıtı tutumlar yüzünden, bazen gizli saklı bazen demokrasiyi kullanarak kendilerine ortam hazırlayan “ulemalar” yavaştan tekrar ortalığa döküldü. Tarikat denilen kavramla tanıştık bu tarihlerden sonra. 1960 yılından itibaren sık sık kesintiye uğrayan demokrasimiz, 1980 darbesiyle farklı bir şekil aldı. Sağcı, solcu kim varsa derdest edilip toplanırken bu günün meşhur tarikatlarına ve liderlerine dokunulmadı. Zorunlu din dersinin bu darbeyle yürürlüğe girdiğini ve din kavramının yavaş yavaş devlet yönetimine sokulmaya başladığını da bu dönemde görebiliriz. Amerika’dan özel olarak yetiştirilip gönderilen Cumhurbaşkanımız Turgut Özal’ın  gururla hangi tarikata üye olduğunu söylemesiyle tarikatlar sanki bir sosyal kurummuş gibi gösterilmeye, legalleştirilmeye başlanmıştır.

Peki, sizce hem ülkemizde hem de dünyada din niçin her zaman gündemde tutulmak istenen bir kavram acaba. Özellikle ekonomik ve sosyal olarak az gelişmiş ülkelerde neredeyse her zaman her şeyin üstünde tutulan din kavramı bana göre sömürülmesi en kolay olgudur da ondan. Açlık sınırında yaşarken kendisini öbür dünyada nasıl bir hayatın beklediğini, nasıl ve kiminle ibadet etmesi, ne yapması gerektiğini anlatan tarikat liderine lokmasının parasının, yarısını veren insanoğlu dünde vardı bu günde var yarın da olacak. Köşe dönmenin bana göre en kolay yollarından biri. Sermayesi iyi laf edebilme, ikna kabiliyeti. Eğitimsiz, manevi korkularıyla inanacak birilerini arayan gariban insanlara, beceriksiz, sömürücü yönetimlerden dolayı oluşan kötü yaşam koşullarına isyan etmemeleri gerektiğini öğütleyen ama kendileri bir gün çalışmadan krallar gibi yaşayan bezirganlar, her dönemin adamı olmayı çok iyi beceriyorlar.

Kızlarını okula pantolonla gönderen babaların cehennemlik olduğunu söyleyen “ulemanın” toplumda kansere çare bulan doktordan daha fazla itibar görme koşullarını oluşturanlar 30 yıl öncede cehaletten medet umuyordu, bu gün de. Giderek geriletilmeye çalışılan Ortadoğu coğrafyasının bu günkü haline sebep yüzde elli dış güçlerse, yüzde elli de halkın beynini kemiren gerici soytarılardır. Biraz daha sessiz kalınırsa bizimki gibi toplumlarda ne iç huzur kalır ne de karşılıklı tahammül. Herkesin inancını kimsenin etkisinde kalmadan, baskı ve biat politikalarına yer vermeden yaşayacağı bir ortam sağlanmazsa, bu kaos herkesin başını yer, yönetenlerin bile unutmayalım.

Dostça kalın

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu bırakın!
Lütfen isminizi girin