Emrah Yağlı – Ah İran Vah İran

0
17

Merhaba değerli Dünya okuyucuları. Yeni Yılın bu ilk sayısına öncelikle herkes için mutlu, sağlıklı, huzurlu barış içerisinde geçecek bir yıl olmasını dileyerek başlamak isterim. Dünyanın hemen her yerinde yeni yıla coşkuyla, yeni umutlarla girildi. 2018’den herkesin farklı beklentileri var. Umarım herkesin dilekleri bu yıl gerçek olur.

Dünyanın yeni yıla girdiği saatlerde Anavatanımız Türkiye’nin kapı komşusu İran’da bir hareketlenme oldu ve hepimiz duyduk, okuduk, izledik. Yıllardır İslam Cumhuriyeti adı altında şeriatla yönetilen İran’da halk ayaklanarak demokratik haklarının, özgürlüklerinin modern bir hayat standardı isteğinin peşine düştü. Uzun zamandır belli başlı kıpırdanmaların olduğu ülkede bir haftada yaşanan olaylarda otuz kırk kişi hayatını yitirdi. Mevcut sistemin taraftarları ve hükümet güçlerinin de sert karşılık vermesiyle gerginlik iyice tırmandı.

Aslına baktığımızda 1920’lerde asker kökenli şah Rıza Pehlevi’nin İngiltere desteğiyle darbe yaparak başa gelip Pehlevi Hanedanlığı İran tarihine adını yazdırmasıyla başlar bu macera. Tabi daha öncelere gitmezsek. Hanedan ülkeyi ABD-Rusya  işbirliğiyle uzun yıllar yönetip, modern, eğitime önem veren, kadının toplumdaki yerini öne çıkaran bir politika izliyormuş gibi görünse de, tüm öz kaynaklarının yönetimini bu iki egemen ülkenin kontrolüne bıraktığı için her zaman eleştirilmiş, ekonomide dışa bağımlılığı görmezden geldiği için birçok kesim tarafından alaşağı edilmeye çalışılmıştır. Ülkede peçeyi yasaklayıp, kadını günlük hayatın, politikanın kısaca her şeyin içine sokarak Avrupai bir görüntü çizmeye çalışsa da idareci olarak hep ABD-RUSYA ikilisinden, bazen İngilizlerden medet umarak, onların çizdiği yönde politikalarla hareket etmeye devam ettiği için pekte başarılı olamamıştır. Hepimizin sandığı gibi nüfusun büyük kısmının refah içinde eğitimli bilinçli olmadığı, devrimci, ilerici kesimin Şahı devirmek için mollalardan medet ummasıyla ortaya çıktığında anlaşıldı İranda.

İlk başlarda Şah tarafından şeriatçı akımın öncüsü olduğu için uzun yıllar yurt dışında yaşayan Humeyni’nin geri gelmesiyle demokratik bir iş yapıldığını sananlar, devrimin ilk günlerinde sokaklarda idam edilmeye başlayınca anladılar nasıl bir oyuna geldiklerini. Her türlü demokratik hakkın, özgürlüklerin el değmeden aynı şekilde kalacağını, halkın yönetime direk olarak müdahil ve sahip olacağını belirterek her kesimin desteğini alan mollalar, ülkeyi bu günkü hale getirdiler. Şah yönetiminden şikayetçi olan demokrat, laik eğitimli kesimse canlarını kurtarmak için oradan oraya kaçıştı durdu.

Peki işin görünmeyen yani ne idi? Bir rejim değişikliği hazırlığı yapılan her yerde olduğu gibi ilk önce fakir, umutsuz halk tabanına inildi bence. Büyük çoğunluğu burjuva şah yönetiminden dolayı fakirleşen halk dincilerin pençesine düştü. Yiyecek, para, eşya yardımlarıyla kendi saflarına çektikleri toplumun büyük kesimini, içinde bulundukları durumun kirli, dinsiz, inançsız yönetimden dolayı öldüğü yönünde beyin yıkamalarıyla tamamen teslim aldılar. Tarikatlar, liderleri öncülüğünde adeta yeni bir umut kapısı olduklarına inandırdılar insanları. Silahlı kuvvetleri ele geçirdiler ilk başta, içini boşaltıp kontrollerine aldılar ki karşılarında bir güç olarak durmasınlar. Yavaş yavaş halkı her şeye alıştırmaya başladılar. Kadınlar erkekler aynı yerde birlikte yürümez seyahat edemez, peçe kadının namusudur gibi söylemler hızla toplumda kabul görmeye başladı. Evlilik yaşı kız çocuklarında 13 olarak değiştirildi. Televizyonlardan, yazılı basına her şey sansürlüydü artık. Tüm bunlar yaşanırken “inançlılar da istedikleri gibi yaşasın demokrasi budur” diyerek iyi niyet temsilciliği yapan demokratlar, ilericiler, solcular, akademisyenler yaşanan her yeni değişiklik ve gericiliği hareket için birkaç kendini bilmezin işi ciddiye almamak lazım diyerek kendilerini avuttular. Sıra kendilerine gelene kadar tabi.

Halkın yüzde yetmişine yakın kısmının çok düşük eğitim seviyesine sahip olduğu ülkede İslam Cumhuriyetini istiyor musunuz diyerek yapılan referandumda yirmi milyon kişiden sadece yüz kırk binin hayır dediği ortaya çıktığında artık çok geçti. Şah yönetimini halkçı, milliyetçi ulusal değerlere sahip çıkmıyor diye deviren, solcular, devrimciler ülkeyi bu karanlığa teslim edivermişlerdi.

Hiç birinin aklına gelmemişti böyle olacağı. Onlar Şahin gidişini kutlarken, yıllardır Türkiye’de, Fransa’da sürgündeyken şeriat yönetiminin alt yapısını hazırlayan Humeyni alın size demokrasi, özgürlük, her türlü inanca saygı deyivermişti. Yasal yollarla, halka kendilerini anlatarak hatta şeriatçılara zaman zaman destek çıkıp biz size saygılıyız diye ortada gezen, laik, ilerici kesim ya kendini idam sehpasında buldu ya da yurt dışına kaçıp canını kurtardı.

Yani tek adamlı İslam Cumhuriyeti yani şeriat aslında geliyorum demişti de kış uykusundan uyanmayan vatansever devrimciler farkına bile varmamışlardı.

Kendi refahı ve keyfi standartlarını her şeyin üstünde tutan İran’daki mollalar, bu gün artık yeter diye sokağa dökülen halkı, hükümet yanlısı “özel halk ordusuyla” yani yandaşlarında oluşan ve her türlü hakka sahip molla gruplarıyla dağıtmaya çalışıyor. Şimdilik direniyor halk. Sonunda ne olur bilinmez ama bu kadar zaman dinle imanla halkın beynini yıkayıp her türlü dünya nimetinden sonuna kadar faydalanmaya bayılan mollalar kolay kolay vazgeçmez bence bu şatafatlarından.

Ne zor değil mi bir ülkenin bu kadar zengin kaynaklara sahipken bu hallerde olması.

Allahtan ülkemizde bunların hiç biri yaşanmıyor!!!

Dostça kalın!

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu bırakın!
Lütfen isminizi girin